ŞİİR

ŞİİR

Saf Şiir

Saf şiir, her türlü ideolojik söylem ve sosyal kaygıdan uzak, “sanat için sanat” anlayışıyla güzellik duygusuna ulaşmak amacıyla ortaya çıkan bir anlayıştır. Bu anlayışa göre bir sanat eserinin tek amacı vardır, o da güzeli ifade etmektir.

Saf şiir anlayışını benimseyen şairlerde “şiirin düşüncelerden çok kelimelerle yazılması gerektiği” inancı hâkimdir. Bu şairler, şiirde mısra yapısına ve kelime seçimine büyük önem vermişler, dil ve söyleyiş güzelliğini her şeyin üstünde tutmuşlardır. İyi ve güzel eserler vermek için, biçim ve ahenk açısından mükemmel bir forma ulaşmaya çalışmışlardır. Bunu başarmak için kimi zaman bir şiir üzerinde uzun yıllar çalışmışlardır.

İçerik olarak insanın iç dünyasına, ruhunun derinliklerine yönelmişler; insanı en ince ayrıntısıyla ve bütün derinliğiyle anlatmayı amaçlamışlardır. Ayrıca mitolojiyi, tarihi ve tabiatı konu olarak ele almışlardır.

Türk edebiyatında saf şiir anlayışı özellikle Fransız edebiyatından Paul Valery(Pol Valeri) , Stephan Mallarme (Stefan Malermö), Paul Verlaine (Pol Verleyn), Arthur Rimbaud (Artur Rimbo) gibi şairlerin ileri sürdüğü görüşler üzerine inşa edilmiştir.

Şiirde şekil, mısra, kelime seçimindeki titizlik ve anlam gibi konularda ortaya konulan fikirlerin zamanla olgunlaşması saf şiiri şekillendirmiştir. Modern Türk şiirinde Yahya Kemal ve Ahmet Haşim bu anlayışın ilk örneklerini vermişlerdir. Yahya Kemal “deruni ahenk”, Ahmet Haşim ise “musiki ile söz arasında sözden ziyade musikiye yakın” ifadeleriyle saf şiir anlayışlarını ortaya koymuşlardır. Ahmet Hamdi Tanpınar, Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Muhip Dıranas, Behçet Necatigil, Asaf Halet Çelebi, Necip Fazıl Kısakürek, Özdemir Asaf, Fazıl Hüsnü Dağlarca ve Ziya Osman Saba saf şiirin önemli temsilcileridir.

Cumhuriyet Sonrası (1923-1960) Toplumcu Eğilimleri Yansıtan Şiir

Ağırlıklı olarak Marksist estetikten beslenen toplumcu gerçekçi anlayış, Türk edebiyatında ilk olarak Nazım Hikmet, Ercüment Behzat Lav ve İlhami Bekir Tez’in şiirlerinde görülür. Özellikle Nazım Hikmet’in açtığı yolda 1930’lardan itibaren toplumcu gerçekçi anlayış Türk edebiyatında yaygınlaşmaya başlar. Bu yıllarda sanat yapıtını ortaya çıkaran sebepler ile halk ve sanat arasındaki ilişkiler üzerinde durulur. “İşçilerin ve emekçilerin şairi olduğunu” söyleyen Nazım Hikmet’e göre sanat, toplumsal şartların belirlediği bir üretim biçimidir. Serbest nazımla yazdığı şiirlerle hem kendisinden sonra gelen kuşağı, hem de 1960 sonrası Türk şiirini etkilemiştir.

Uyarı: Serbest nazım, vezin ve kafiye kurallarını dikkate almayan ve bu unsurlara bağlı olmadan yazılan şiir tarzıdır. Türk edebiyatında Nazım Hikmet ve Ercüment Behzat Lav’ın şiirleri ile yaygın şekilde kullanılmaya başlamış, daha sonra Orhan Veli ve arkadaşlarının başlattığı “I. Yeni” akımıyla Türk şiirinde hâkim tarz hâline gelmiştir.

Türk edebiyatında Nazım Hikmet ve Ercüment Behzat Lav’ın şiirleri ile yaygın şekilde kullanılmaya başlamış, daha sonra Orhan Veli ve arkadaşlarının başlattığı “I. Yeni” akımıyla Türk şiirinde hâkim tarz hâline gelmiştir. Bu şairler genellikle serbest nazımla şiirlerini kaleme almışlardır. Serbest şiiri, söyleyecekleri şeylere daha yatkın düştüğü ve aradıkları ses tonuna onda ulaşabildikleri için seçmişlerdir.

İkinci Yeni şiirinin öne çıktığı 1950’lerde Toplumcu gerçekçi şiir, geri planda kalır gibi olsa da Türkiye’deki siyasi ve toplumsal gelişmelere paralel olarak 1960’lardan 1980’e kadar etkili olmuştur.

Toplumcu gerçekçi şairlerin ortak özellikleri şunlardır:

  • Şiirde biçimden çok içeriğe önem vermişlerdir.
  • Serbest nazımla şiirlerini yazmışlardır.
  • “Toplum için sanat” ilkesiyle eserlerini vermişlerdir.
  • Yoksulluk, halkın sömürülüşü ve emperyalizm karşıtlığı, özgürlük isteği ve barış özlemi gibi temaları ele almışlardır.
  • Şairler, ideolojilerini şiirlerine yansıtmıştır.
  • Şairler daha çok söylev üslubuna benzer bir tonda, yüksek sesle ve marş olarak okunmaya uygun şiirler üretmiştir.
  • Gelecekçilik (fütürizm) akımından etkilenmişlerdir.

 

Millî Edebiyat Anlayışını Yansıtan Şiir

II. Meşrutiyetin ilanından sonra Genç Kalemler dergisi etrafında bir araya gelen Ali Canip, Ömer Seyfettin ve Ziya Gökalp gibi sanatçıların çabalarıyla Millî Edebiyat anlayışı ortaya çıkar. Türkçülük ve milliyetçilik akımları etrafında meydana gelen bu edebiyat anlayışı dilde sadeleşme (millî dil), hece ölçüsünü kullanma (millî vezin), Anadolu insanının sorunlarını dile getirme (millî konular) anlayışına dayanmaktadır.

Millî Edebiyat anlayışı 1910’ların başlarından 1920’lerin ortalarına kadar en yoğun dönemini yaşamış Cumhuriyet Dönemi Türk edebiyatında da İkinci Dünya Savaşı yıllarına kadar varlığını sürdürmüştür. Cumhuriyet’in ilanından sonra sanatçılar; Anadolu’ya, halk kültürüne ve folkloruna yönelmişler; bu anlayışla birçok eser kaleme almışlardır.

Millî Edebiyat anlayışını Cumhuriyet Dönemi’nde devam ettirenlerden bazıları şunlardır:

Faruk Nafiz’in başını çektiği “Beş Hececiler”, Ahmet Kutsi Tecer, Arif Nihat Asya, Orhan Şaik Gökyay, Kemalettin Kamu, Halide Nusret Zorlutuna, Behçet Kemal Çağlar, Mithat Cemal Kuntay, Ömer Bedrettin Uşaklı, Zeki Ömer Defne, Şükufe Nihal Başar, Necmettin Halil Onan…

Bu sanatçılar, bir edebî topluluk oluşturmamış ancak işledikleri temalar, kullandıkları dil ve kullandıkları nazım biçimleri açısından benzer şiirler yazmışlardır. Dilin sadeleşmesinde ve hece ölçüsünün yaygınlaşmasında Türk edebiyatına önemli katkılar yapan bu sanatçılar millî konuları sanatçı duyarlılığı içinde işleyerek ortaya koymuşlardır.

Cumhuriyet Dönemi’nde Millî Edebiyat zevk ve anlayışını devam ettiren şairlerin ortak özellikleri şunlardır:

  • Milliyetçilik ve Türkçülük akımından etkilenmişlerdir.
  • Memleket sevgisi, yurt güzellikleri, kahramanlık ve yiğitlik gibi temaları işlemişlerdir.
  • Halk şiirinin imkânlarından yararlanarak modern şiirler yazmışlardır.
  • Hece ölçüsünü esas almışlardır.
  • Sade bir dille yazmışlar, mahallî söyleyişlere yer vermişlerdir.
  • Şiirlerinde söylev tarzı bir eda vardır.
  • Şiirleri lirik olduğu kadar didaktik özellik gösterir.

 

Garip Akımı (I. Yeni)

Garip akımı, Türk şiirine getirdiği yenilik ve değişikliklerle Cumhuriyet sonrası Türk şiirinin dönüm noktalarından biridir. Orhan Veli Kanık, Oktay Rıfat Horozcu ve Melih Cevdet Anday’ın 1941 yılında birlikte yayımladıkları “Garip” adlı kitapla bu akım başlamıştır. Garipçiler, şiir hakkındaki görüşlerini bu kitabın ön sözünde dile getirmişlerdir. Kendilerinden önceki şiir ve sanat anlayışını temelinden değiştirmeyi amaçlayan bir tavırla yeni ve alışılmadık bir şiir anlayışı ortaya koymuşlardır. Garipçiler;

  • Şiirde ölçü ve uyağa karşı çıkmışlardır. Ahenk konusunda, mısracı ve musikici görüşler benimsenmemelidir.
  • Şiir dilinde şairanelikten kaçınılmasını, edebî sanatlara başvurulmamasını savunmuşlardır.
  • I.Yenilere göre görülen ve hissedilen şeyler herkesin kullandığı kelimelerle anlatılmalı; şiirde parça ve mısra güzelliğinden daha çok bütün güzelliği önemsenmeli.
  • Gerçeküstücülük (sürrealizm) akımından etkilenmişlerdir.
  • Türk şiirini yıpranmış kalıplardan, klişe sözlerden kurtarıp sokağa, gerçek hayata taşımışlardır.
  • Eskiye ait olan her şeyin yıkılması prensibiyle yola çıkmışlardır.
  • Garipçiler; yergi ve mizahtan yararlanarak sıradan insanların duygu ve düşüncelerini yapmacıksız ve doğal bir söyleyişle şiire taşımışlardır.

 

İkinci Yeni

İkinci Yeni hareketi, “Garip” akımına tepki olarak ortaya çıkmıştı. 1953’te ilk örnekleri verilen bu hareket 5-6 yıl sürmüş, 1960’a doğru etkinliğini kaybetmişti. Turgut Uyar, Edip Cansever, Cemal Süreya, Ece Ayhan, İlhan Berk, Kemal Özer, Ülkü Tamer ve Sezai Karakoç bu hareketin önemli şairleridir. 1956’dan sonra “Pazar Postası” adlı dergide bir araya gelen bu şairler; ortak bir manifestoya sahip değildi ancak Türk şiirinin gelişiminde büyük etki bırakmıştır.

“Sanat için sanat” anlayışını benimsemişlerdir. Hem Garip akımına hem de toplumcu gerçekçi şiir anlayışına karşıdırlar. Temel gayeleri “saf şiir” e ulaşmaktır. Bunun için konuşma dilinden uzaklaşarak soyut bir şiir dili oluşturmaya çalışmışlar; Türkçe’nin yapısını zorlayarak gramer kurallarını göz ardı etmişlerdir. Türk şiirine dilin kullanımı ve yeni imgeler oluşturma yönünden yeni bir boyut getirmişlerdir. İkinci Yeniciler, gerçeküstücü şairlerden etkilenerek insanın bilinçaltı dünyasını aktarmaya çalışmışlardır.

İkinci Yeni şiirinin temel ilkeleri şunlardır:

  • Sanat için sanat anlayışıyla eserler vermek,
  • Halka değil, aydınlara seslenmek,
  • Edebî sanatlara yer vermek,
  • İmgeci bir şiir oluşturmak,
  • Konuşma diline, ortak dile sırt çevirmek,
  • Kelimelerin çağrışımına dayalı, soyut bir şiir dili oluşturmak,
  • Halkın hayatından ve kültüründen uzaklaşmak,
  • Şehir yaşamında kaybolan yalnız insanı ele almak.

 

Dinî Değerleri, Geleneğe Duyarlığı ve Metafizik Anlayışı Öne Çıkaran Şiir

Türk Edebiyatında özellikle divan ve tekke şairleri tarafından yazılan tasavvufi eserler yüzyıllardır süregelen dinî değerleri, geleneğe duyarlığı ve metafizik anlayışı öne çıkaran bir şiir geleneği oluşturmuştur. Bu gelenek Cumhuriyet Dönemi Türk edebiyatında da devam etmişti.

Şairler, geleneksel unsurları modern şiir biçimleri ile sentezlemişlerdir. Sezgicilik ve mistisizm akımlarının etkisiyle metafizik ve dinî konuları ele almışlardır. Geleneksel Türk-İslam kültür, sanat ve edebiyat birikimlerinden değişik şekillerde yararlanmışlardır.

Necip Fazıl Kısakürek ve Asaf Hâlet Çelebi Cumhuriyet Dönemi Türk şiirinde dinî duyarlılıkları şiirine yoğun bir şekilde yansıtan ilk isimlerdir. Özellikle Necip Fazıl mistik şiire gerçek anlamda yön veren isimlerden biri olmuştur. Necip Fazıl, daha sonraki kuşak şairlerinden Sezai Karakoç, Cahit Zarifoğlu, Erdem Bayazıt, Ebubekir Eroğlu, İsmet Özel gibi şairler üzerinde de etkili olmuştur. Bu şairler tasavvufi kavramları, sembol ve mecazları yeniden yorumlamışlar; modern şiirin imkânlarıyla dinî değerleri, geleneğe duyarlığı ve metafizik anlayışı öne çıkaran şiir anlayışına yeni bir boyut kazandırmışlardır.

1960 Sonrası Toplumcu Eğilimleri Yansıtan Bir Şiir

Türkiye’de 1940 sonrasında değişmeye başlayan sosyal ve siyasi hayat toplum ve birey üzerinde değişikliklere neden olur. Bu değişim, 1960 sonrasında hız kazanır. Özellikle siyasi hayattaki hareketlilik ve bu hareketliliğin getirdiği sosyal ve kültürel hayattaki problemler dönemin eserlerine yansır.

Türk şiiri 1960’lı yıllarda ülkedeki siyasi, ekonomik ve toplumsal gelişmelerin etkisiyle 1950’lerdeki İkinci Yeni şiir anlayışından uzaklaştı ve toplumcu gerçekçi şiir anlayışı Türk edebiyatında yeniden canlanmaya başladı. “Ant, Devinim, Halkın Dostları, Gelecek, Yansıma” gibi dergilerde yazan Ataol Behramoğlu, İsmet Özel, Süreyya Berfe, Refik Durbaş, Nihat Behram, Kemal Özer, Gülten Akın gibi şairler bu anlayışla eserler vermeye başlarlar.

1960’dan sonra Nâzım Hikmet’in şiir kitaplarının yeniden yayımlanmaya başlaması, dönemin siyasi atmosferi 60 kuşağı olarak bilinen bu şairleri etkiler. İkinci Yeni’yi, “bireyci, toplumdan uzak bir burjuva şiiri” olarak suçlarlar.

Açık, sade, insancıl bir şiir kur kurup halkı aydınlığa çıkarma iddiasındadırlar. Bundan dolayı da “toplum için sanat” anlayışıyla şiirlerini yazarlar.

 

Millî Edebiyat Dönemi’nde başlayan halk edebiyatına yöneliş Cumhuriyet Dönemi’nde daha da yaygınlaşmıştır. Cumhuriyet’in ilanıyla halk kültürüne ve edebiyatına önem verilmiş, halk edebiyatı ürünleri derlenerek yazıya geçirilmiş ve halk şairleri daha geniş kitlelerce tanınmıştır. Kökleri Orta Asya’ya kadar uzanan halk şiiri geleneği kendisini ortaya çıkaran şartlar ortadan kalktığı için Cumhuriyet Dönemi’nde önceki yüzyıllara göre daha sınırlı olsa da köy ve kasabalarda devam etmiştir. Bu geleneği sürdüren Âşık Veysel, Murat Çobanoğlu, Şeref Taşlıova, Âşık Feymani, Âşık Mahzuni ve Abdurrahim Karakoç gibi büyük halk ozanları yetişmiştir. Ayrıca Cumhuriyet Dönemi şairleri, halk şiiri geleneğinden beslenerek Türkçe güzel şiirler yazmışlardır.

Cumhuriyet Dönemi Halk Şiirinin Önemli Temsilcileri

Eserleri

Âşık Feymani: Osmaniye’de doğdu. Güzelleme, koçaklama, taşlama, nasihat, mektup, destan ve devriye tarzında yüzlerce şiir söylemiştir. Hemen hemen her konuda taşlama söylemiştir. Atışmaları başarılı olup, öğretici niteliktedir. Çukurova âşıklık geleneği içerisinde önemli bir yere sahiptir.Ahu Gözlüm, Barışmam, Anadolum, Mevlana, Bugün Bayramdır…
Âşık Mahsuni Şerif: Kahramanmaraş’ta doğdu. İlk şiirlerinde kendi iç dünyasını eserlerine yansıtmış daha sonra toplumsal olayları konu edinmiştir. Halk şiir geleneğiyle toplumcu gerçekçi anlayışı harmanlayarak şiirlerini söylemiştir. Güncel konularda taşlamalar yazmıştır. Şiirlerini saz eşliğinde söylemiştir.İşte Gidiyorum Çeşm-i Siyahım, Bu Mezarda Bir Garip Var, Dom Dom Kurşunu, Yuh Yuh…
Abdurrahim Karakoç: Kahramanmaraş’ta doğdu. Saz çalmamakla birlikte şiirlerini halk şiiri gelenekleri doğrultusunda yazmıştır. Taşlamalarıyla tanınan şair, “Mihriban” adlı şiiriyle geniş kesimler tarafından sevilmiştir.Hasan’a Mektuplar, Haber Bülteni, Kan Yazısı, Beşinci Mevsim…

 

Şeref Taşlıova: Ardahan’da doğdu. Günümüz saz şiirinin önde gelen temsilcilerindendir. Şiirlerinde aşk, hasret, tabiat ve sosyal konuları işlemiştir. Âşık makamlarını ve halk hikâyeciliği bilir. Kendi deyişleri yanında usta malı eserler de söylemektedir.Ben Bir Şeyda Bülbül, Güzel Görünür, Gönül Bahçesi…
Murat Çobanoğlu: Kars’ta doğdu. Usta-çırak ilişkisi içinde yetişmiştir. Babasından öğrenip söylediği Kiziroğlu Mustafa Bey türküsüyle tanınmıştır. Çobanoğlu, âşıklık geleneğini yaşatmak için önemli çalışmalar yaptı.  Atışma, taşlama, şiir, hikâye anlatma, leb değmez ve muamma dallarında sürekli birincilikler kazanmıştır. Folklor alanında çalışmalarının yanı sıra radyo ve televizyonlarda âşıklık geleneğiyle ilgili bazı programlarda sazı ve sesiyle çalıp söyledi. Kendi türkülerinin yanında usta malı türküleri de genç kuşaklara aktarmıştır.Cumhuriyet Destanı, Öğretmen, Dertli Bülbül, Neyine Güvenemem Yalan Dünyanın…
Âşık Veysel Şatıroğlu: Sivas’ta doğdu. Çocukken geçirdiği çiçek hastalığı yüzünden gözünü kaybetti. Küçük yaşta saz çalmayı öğrenen Âşık Veysel âşıklık geleneği içinde yetişmiş ve bu geleneği başarıyla temsil etmiştir. Ahmet Kutsi Tecer tarafından düzenlenen bir yarışma ile tanınmıştır. Şiirlerinde “yaşama sevinci, aşk, tabiat, vatan, din, ahlâk, hasret ve gurbet” temalarını işlemiştir. Sade bir Türkçeyle söylediği şiirlerinde halk şiiri geleneğinin içerik ve biçim özelliklerini ustalıkla işlemiştir.Dostlar Beni Hatırlasın, Deyişler, Sazımdan Sesler…

 

Sosyal Medyada Paylaş Facebook Twitter Google+

Mobil Uygulamamızı İndirin, Açık Lise Sınavları Sorun Olmaktan Çıksın!


Etiketler: ,
Eklenme Tarihi: 29 Aralık 2019

Facebook Yorumları

Konu hakkında yorumunuzu yazın

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.