Harf Devrimi Nedir, Harf İnkılabı Nedir?

Harf Devrimi Nedir, Harf İnkılabı Nedir?

“Harf Devrimi nedir?” soruyu sorma şekli, soruyu sorarken seçtiğimiz kelimeler bile ideolojik tartışmaların kapısını açabilecek bir konu, Harf devrimi konusu. Kimisine göre bütün bir milleti bir gecede cahil durumuna düşüren, milletin bin yıllık hafızasını silen, kökleri ve inançlarıyla bağını kopartan bir olay. Kimilerine göre, geri kalmışlığa vurulan en büyük darbe, aydınlanmanın ülkemizdeki gerçek anlamda başladığı olay ve tarih. Üstelik her iki taraf da millet adına bu değerlendirmeleri yapıyor. Bu nedenle konuya tarafsız ve objektif yaklaşmak mümkün görünmüyor. Biz sadece (ders kitabından ve Harf Devrimini savunan) iki farklı kaynaktan alıntı ile yetiniyor ve diyoruz ki, olan olmuştur, her olan da bir hayır vardır. İsteyen bugün Arapça ve Batı dilleri olmak üzere on tane dil öğrenmekte serbesttir. Devletimiz milletimiz var olsun, Allah’a hamd olsun.

Harf Devrimi Nedir, Harf İnkılabı Nedir? sorusuna önce TC İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük 12. sınıf ders kitabında cevap vereceğiz:

Türkler tarih boyunca farklı alfabeler kullanmışlardı. Orta Asya’da Köktürkler ve Uygurlar zamanında Türk alfabeleri kullanılmış, İslamiyet’in kabulü ile birlikte Arap alfabesi benimsenmişti. Osmanlı Dönemi’nde XIX. yüzyıldan itibaren Arap harflerine dayalı yazının değişmesi ya da yeniden düzenlenmesi konusunda dönemin aydınları arasında tartışmalar sürmüş ama alfabenin yenilenmesi konusunda bir sonuç alınamamıştı. Millî Mücadele sonrasında çağdaşlaşma hedefine uygun olarak alfabenin değişmesi meselesi tekrar ele alındı. Özellikle Azerbaycan’ın Latin harflerine dayalı yeni bir alfabe kabul etmesi, Türkiye’de de Latin harflerinin kabulünü tekrar gündeme getirdi.

Türk inkılabı sürecinde Mustafa Kemal, bütün Batı toplumlarının kullandığı Latin harflerini, çağdaş dünyayla bütünleşmek için kullanılmasını uygun buldu. Bu amaçla çalışmalara başladı. Mustafa Kemal’in bu çabası doğrultusunda çalışmalar yapan Dil Encümeni, farklı alfabeleri inceleyerek kendisine bir rapor sundu. Bu rapor üzerine Mustafa Kemal, 8 Ağustos 1928’de İstanbul Gülhane Parkı’nda halka hitap ederek harf inkılabını şöyle duyurdu: “Arkadaşlar, güzel dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz.” Mustafa Kemal, bütün yurttaşlara yeni harflerle okuma yazma öğretilmesini istedi. Önce Dolmabahçe Sarayı’nda başlayan dersler kısa sürede tüm ülkeyi sardı. Mustafa Kemal bu dersleri yakından izledi. Hatta sırf bu amaçla yurt gezileri yaptı.

Bu yeni harf seferberliği halk arasında iyice benimsendikten sonra 1 Kasım 1928’de yeni harflerin kullanılması bir kanunla resmî hâle geldi. 3 Kasım 1928’de yürürlüğe giren kanunla bütün resmî yazışmaların yeni Türk harfleri ile yapılması yasal zorunluluk oldu. Yeni harflerin resmen kabulü ile ülkede okuma yazma seferberliği başlatıldı. 24 Kasım 1928’de Millet Mekteplerinin açılması kararlaştırıldı. Bu okullar halkın işlerini aksatmadan onları yeni alfabe ile okuryazar yapmayı hedefliyordu. Hatta Millet Mekteplerinin merkezlerine ulaşım imkânı bulamayan yurttaşlar için gezici Millet Mektepleri oluşturuldu. Gazi Mustafa Kemal, halkçılık ilkesi doğrultusunda kurulan ve kendisine başöğretmenliği teklif edilen Millet Mektepleri’nin başöğretmenliğini kabul etti.

Serbest Kaynaklarda Harf Devrimi



Latin harflerinin kabulüne, yani Arap alfabesinden Latin alfabesine geçişe Harf Devrimi de denir. Bu geçiş kamusal, özel, kültürel yaygınlığı bakımından Cumhuriyet devrimlerinin en önemlisidir. Osmanlı aydınları son yüzyıl boyunca Avrupa dillerini öğrenirken Latin harfleriyle karşılaşmış, Avrupalıların Türkçeyi öğrenmek üzere Fransızlar, Almanlar, İngilizler, İtalyanlar için yayınladıkları sözlüklerde Türkçenin Latin harfleriyle yazılışına tanık olmuşlardı. Şinasi, Namık Kemal, Ebüzziya Tevfik, Şemsettin Sami, Ali Suavi gibi yazarların yazının düzeltilmesi konusunu tartıştıklarını, Enver Paşa’nın 1. Dünya Savaşı öncesinde, orduda kullanılmak üzere ayrışık harflerle yazılan bir alfabe hazırladığını, ancak Arapçaya uymadığı için başarısız kaldığını biliyoruz. II. Abdülhamit bile  “Siyasi Hatıralarım” adlı kitabında “Yazımızı öğrenmek pek kolay değildir. Bu işi halkımıza kolaylaştırmak için belki de Latin alfabesini kabul etmek yerinde olur” diyerek Arap alfabesinin zorluğuna değinmişti.

Bu arada başta İçtihat dergisi yayımcısı Abdullah Cevdet olmak üzere Kılıçzade Hakkı, Hüseyin Cahit, Celal Nuri gibi yazarların Latin harflerini kabul etme gereğini ortaya atıp tartıştıklarını görüyoruz. Hatta Hafız Ali Efendi adlı bir hocanın da Latin harflerinden yana bir görüş savunmuş olması ilginçtir.

Azerbaycan Hükümeti’nin 22 Temmuz 1922’de Latin alfabesini kabul ettiği haberi Ankara’ya ulaşmazdan bir ay önce Atatürk, Ankara’da Halide Edip’e (Adıvar) Garplılaşmak ve Latin harflerine geçmekten söz eder. Kurtuluş coşkusunun yaşandığı İzmir’de İstanbul’dan gelen gazetecilerle 12 Eylül 1922’deki görüşmesinde, Hüseyin Cahit’in, “Niçin Latin yazısını almıyoruz?” sorusuna “Daha zamanı gelmemiştir” yanıtını verir.

Şubat 1923’te toplanan Birinci İzmir İktisat Kongresi’nde işçi temsilcilerinden İzmirli Nazmi ve iki arkadaşının Arap harflerini bırakarak Latin harflerinden oluşturulacak bir yeni yazı benimsenmesi yolundaki önerisi, kongre başkanı Kazım Karabekir tarafından “İslam birliği bozulur” gerekçesiyle gündeme bile alınmamış olsa da, kuşkusuz çok önemli bir göstergedir. Nitekim Kılıçzade Hakkı ve Hüseyin Cahit basında Latin harflerini savunarak Karabekir Paşa’yı yanıtlamışlardır.

1924 yılında Almanya’da öğrenim görmekte olan Türk gençlerinin, kendi aralarında 5’i ünlü olmak üzere 30 harften kurulu, Latin kökenli bir yeni alfabe hazırladıkları ve bunu tanıtmak üzere Yeni Yazı adlı bir dergi yayınladıkları görülüyor. 1926 yılında da Azerbaycan’da toplanan Birinci Türkoloji Kongresi’nde Sovyetler Birliği’ndeki bütün Türkler için Latin kökenli bir alfabe kabul edilerek Arap harflerinin yerine konması kararı alınıyor.

Bu oluşumların Türkiye’deki yazı devrimini bir ölçüde etkilemiş olduğunu söyleyebiliriz. Ancak 1928 yılında Latin kökenli yeni Türk yazısının kabul edilmesi üzerine Rus egemenliğindeki Türk devletlerinde Latin harflerinin bırakılarak Kiril kökenli Rus yazısına geçildiğini de belirtelim! Çağdaşlaşma, ancak gerçek bağımsızlık varsa olanaklıdır; gerçek bağımsızlık ise ancak ulusal egemenlik ilkesiyle, yani demokrasiyle sağlanıp sürdürülebilir.

Harf Devrimi’nin Gerçekleşmesi



Cumhuriyet hükümetinin Latin harflerinin kabul edilmesini 1927 yılında kararlaştırdığı görülüyor. Türk basınında Yunus Nadi, Falih Rıfkı, Celal Nuri, Mithat Sadullah, İbrahim Necmi, Ahmet Cevat gibi yazarların Latin harflerinin kabulünü destekleyen yazılar yazdıklarını görüyoruz. Türk Ocağı Hars Heyeti’nin (Kültür Kurulu) Latin yazısı konusundaki çalışmalarına Adalet Bakanı Mahmut Esat Bey’in, Başbakan İsmet Paşa’nın destek verici yönde katılmalarına tanık oluyoruz.

8 Ocak 1928’de Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt, Ankara Türk Ocağı’nda verdiği konferansta Latin alfabesinin yararları üzerine durmuştur. Mahmut Esat Bozkurt’un bu girişimiyle hükümet düzeyinde harf devrimine girişildiği söylenebilir. Bozkurt, Latin alfabesi konusunda düşüncelerini şöyle dile getiriyordu: “Kendisine bağlı olmakla büyük onur duyduğum ulusumun bir gün güzel dilini Latin harfleriyle anlatmasını görmeyi coşkunlukla söylemekten kendimi geri tutamam…

Bu anlamlı açıklamaları, 31 Ocak 1928 tarihinde Türk Maarif Cemiyeti’nin harf devrimiyle ilgili ilk toplantısı izleyecektir. 200’ü aşan kurucu üyenin katıldığı bu toplantıda dönemin Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati Bey, harf devriminin halka inilerek ve halkla bütünleşerek izlenecek bir politika ile başarılabileceğini vurguluyordu.

Bu aşamalardan kısa bir süre sonra da harf devrimine iyice kanıtlayan adım, Milli Eğitim Bakanlığı’nın, Başbakanlığa, Latin alfabesinin uygulanması konusunda bir kurulun oluşturulması ile ilgili 20 Mayıs 1928  tarihinde sunduğu öneri olmuştur.  Öneri, 23 Mayıs 1928 ‘de Bakanlar Kurulu tarafından onaylanır. Oluşturulan Alfabe Kurulu‘nun üyeleri ise şunlardır:

  • Falih Rıfkı (Atay),
  • Fazıl Ahmet (Aykaç),
  • Ruşen Eşref (Ünaydın),
  • Ragıp Hulusi (Özdem),
  • Ahmet Cevat (Emre),
  • İbrahim Grandi (Grantay),
  • Yakup Kadri (Karaosmanoğlu),
  • Mehmet Emin (Erişirgil),
  • Mehmet İhsan (Sungu),
  • Ahmet Rasim,
  • İbrahim Necmi (Dilmen),
  • Celal Sahir (Erozan),
  • Avni (Başman),
  • İsmail Hikmet (Ertaylan).

Kurul ilk toplantısını 26 Haziran 1928 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığı’nda gerçekleştirir. Kurul, alfabe ve dilbilgisi komisyonlarına ayrılmış ve ilk iş olarak alfabe ve dilbilgisi raporlarını düzenlemiştir.

Kurulun bu ilk toplantısından önce, 24 Mayıs 1928 günü, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Latin sayılarının kabul edilmesine ilişkin olarak CHP Genel Sekreteri Saffet (Arıkan) Bey ve arkadaşlarının verdikleri önergeyi kabul eder ve 1 Haziran 1928’den başlayarak yürürlüğe koyar.

Yazı kurulunun hazırlıklarını 17-19 Temmuz günleri çalışmalara katılan Başbakan İsmet Paşa da kurulla birlikte inceler ve kimi düzeltme önerilerinde bulunur. Yeni yazıya “Türk Alfabesi” adını veren İsmet Paşadır.

Atatürk, Alfabe Kurulu’nun hazırladığı çalışmaları daha yakından görmek için kurul üyelerini 1 Ağustos 1928 tarihinde İstanbul’a çağırır. Dolmabahçe Sarayı’na yerleşen kurulun hazırladığı “Elifba Raporu”, 6 Ağustos’ta Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’nin başkanlığındaki toplantıda kesin biçimi verilerek Mustafa Kemal’e sunulmuştur. Alfabe Kurulu’nun çok inandırıcı ve güvenilir bir biçimde işe koyulduğunu kanıtlamak için kurulun incelediği alfabelerin adlarını yazmak yeterlidir. Bunlar; İtalyan, Fransız, İngiliz, Alman, İspanyol, Portekiz, Romen, İsveç, Fin, Macar, Polonya, Çekoslavak hatta Hırvat ve Arnavut alfabeleri idi.

9 Ağustos 1928 günü akşamı, Mustafa Kemal yeni Türk yazısını İstanbul’da Sarayburnu Parkı’nda düzenlenen bir aile eğlencesinde tüm ulusa müjdeler. Toplantıda bulunan bir bayanın defterinden kopardığı yaprağa şunları yazar: “Sevinçliyim, duygulandım; mutluyum. Bu durumun bende uyandırdığı duyguları önünüzde ufak notlarla saptadım. Bunları içinizden bir yurttaşa okutacağım.” Gazi, yanına çağırdığı bir yurttaşa kâğıdı verir; o okumaya çalışırken elinden alır ve yurttaşlara şunları söyler:

Yurttaşlar, bu notlarım Türk harfleriyle yazılmıştır. Kardeşiniz bunu hemen okumaya çalıştı ve okuyabilir de. Ancak daha yeterince alışmamış olduğu görülüyor. İsterim ki bunu hepiniz beş on gün içinde öğrenesiniz. Arkadaşlar, bizim uyumlu, zengin dilimiz, yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir. Yüzyıllardan beri kafalarımızı demir çerçeve içinde bulunduran, anlaşılmayan ve anlayamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak ve bu gerçeği anlamak zorundayız. Anladığınızın izlerine yakın zamanda bütün dünya tanık olacaktır.

Bolu milletvekili Falih Rıfkı Bey’in yazıyı okumasından sonra Mustafa Kemal yeniden söz alır ve özellikle şu noktaları vurgular:

Çok işler yapılmıştır. Ama bugün yapmak zorunda olduğumuz, son değil, ancak çok gerekli bir iş daha vardır. Yeni Türk harflerini çabuk öğrenmelidir. Türk harflerini her yurttaşa, kadına, erkeğe, hamala, sandalcıya öğretiniz. Bunu yurtseverlik ve ulusseverlik ödevi biliniz. Bu ödevi yaparken düşününüz ki, bir ulusun, bir toplumun yüzde onu, yirmisi okuma-yazma bilir, yüzde sekseni bilmezse, bu ayıptır. Bundan insan olarak utanmak gerekir. Bu ulus, utanmak için yaratılmış bir ulus değildir. Övünmek için yaratılmış, tarihi övünçlerle doldurmuş bir ulustur. Ama ulusun yüzde sekseni okuma-yazma bilmiyorsa, bu yanlış bizde değildir. Türk’ün özyapısını anlamayarak kafasını birtakım zincirlerle saranlarındır.

Artık geçmişin yanlışlarını kökünden temizlemek dönemindeyiz. Yanlışları kökünden temizleyeceğiz. Yanlışların temizlenmesinde bütün yurttaşların çalışmasını isterim. En çok bir yıl, iki yıl içinde bütün Türk toplumu yeni harfleri öğrenecektir. Ulusumuz yazısıyla, kafasıyla, bütün uygarlık dünyasının yanında olduğunu gösterecektir.

Gazi böyle der ama, ortada henüz bir hazırlık yoktur. İki gün sonra Dolmabahçe’de Maarif Vekili Mustafa Necati Bey’le Latin Harfleri Komisyonu üyelerini kabul ederek, işlerin hızlandırılmasını ister. Saraya çağrılanlara ilk Latin harfleri dersi de o gün ve izleyen günlerde verilir.

9 Ağustos’tan sonra yurdun her yanında yeni yazıyı öğretmek ve öğrenmek için herkes arı gibi çalışmaya başladı. Yeni Türk yazısının yasayla saptanacağı tarihe değin bu çabalar eşliğinde, bir yandan da yazı kurulunun oluşturduğu alfabe daha da denemeden geçirildi ve geliştirildi. -se, -le, -dir gibi eklerin ayrı yazılmasına gerek olmadığı, kalın ve ince “k”yi ayırt etmek için ayrı harflere ya da “k”nin yanına “h” eklemeye gerek olmadığı, “kâr”, “kâmil” gibi sözcüklerde “A”nın üzerine inceltme ya da uzatma işareti koymanın yeterli olduğu görüldü.

Tüm ulus, yeni yazıyı öğrenmek ve okumaz-yazmaz durumdan kurtulmak için tam anlamıyla canla başla çalışmaya koyulmuştu. Alfabeler basıldı; gazeteler dersler yayınladılar; devletten de yardım gören gazete ve dergiler, önce birkaç satırla başlayıp uzun yazılara, tüm bir sayfaya varana dek yeni harflerle yayın yapmaya koyuldular. Bu arada Dil Kurulu üyesi Ragıp Hulusi Bey, Milli Eğitim Bakanlığı’nın ders kitaplarını basması, yeni yazım sözlüğünün basılması, gazetelerin de birer-ikişer sütunlarını yeni yazıya ayırması ile yaklaşık beş yıl içinde yeni yazının tam olarak yaygınlaşacağını söylüyordu.

Ya Üç Ayda olur ya da Hiç Olmaz



Mustafa Kemal, yazı kurulu üyelerinden Falih Rıfkı Bey’e bir gün sordu: “Yeni yazıyı uygulamak için ne düşündünüz?” Falih Rıfkı’nın yanıtı şuydu: “Bir on beş yıllık uzun, bir de beş yıllık kısa süreli iki öneri var. Önerileri verenlere göre, ilk dönemler her iki yazı birden öğretilecektir. Gazeteler yarım sütundan başlayarak yavaş yavaş yeni yazılı bölümü arttıracaklardır. Devlet kuruluşları ve yüksek okullar için de aşamalı kimi yöntemler düşünülmüştür.”

Mustafa Kemal Falih Rıfkı’nın yüzüne bakar ve:

“-Bu ya üç ayda olur, ya da hiç olmaz!” der. Falih Rıfkı’nın duraksadığını görünce de şunları ekler:

“Çocuğum, gazetelerde yarım sütun eski yazı kaldığında bile herkes bu eski yazı parçayı okuyacaktır. Bu arada bir de savaş, bir iç bunalım, bir terslik oldu mu, bizim yazı da Enver’in yazısına döner; hemen bırakılıverir.”

Mustafa Kemal, 29 Ağustos 1928 günü Dolmabahçe Sarayı’nda, Başbakan İsmet Paşa’nın ve milletvekillerinin de bulunduğu toplantıda yeni Türk yazısıyla ilgili olarak şu tarihsel kararları aldırdı:

  1. Ulusu bilgisizlikten kurtarmak için, kendi diline uymayan Arap harflerini bırakıp Latin kökünden Türk harflerini almaktan başka çıkar yol yoktur.
  2. İnceleme kurulunun önerdiği alfabe gerçekten Türk alfabesidir, kesindir. Türk ulusunun bütün gereksinimlerini gidermeye yeterlidir.
  3. Dil yapısı ve yazım kuralları, dilin düzelmesini, gelişmesini, ulusal beğeniyi izleyerek evrimleşecektir.

Yeni Türk harflerinin yasalaşacağı 1 Kasım 1928 tarihine değin geçen iki ay içinde çalışmalar her gün daha da yoğunlaşarak sürdü. Gazeteler Mustafa Kemal’in açıklamasından hemen sonra kimi başlıklarla, küçük haber ve yazılarla yeni harfleri kullanmaya, halka tanıtmaya başladılar.. Her yerde kurslar açılmaya başladı. İstanbul Hattat Okulu yeni Türk harflerini öğretecek dersler açmıştı. Cumhuriyet Halk Partisi her mahallede bir dershane açmayı kararlaştırdı. Telefon rehberleri yeni harflerle basılıyor, ticaret sicillerine imzalar yeni harflerle atılıyor, okul diplomaları yeni harflerle basılıyordu.

19 Ağustos 1928 günü Cumhuriyet Gazetesi’nde Gazi’nin Yunus Nadi’ye yazdırdığı not yeni harflerle basılmıştı: “Yeni Türk alfabesini güzelce öğrenmek ve öğretmek gerekir. Bunun için de kuşkusuz yıllara gerek yoktur.” 23 Ağustos’ta Tekirdağ’da yurttaşlara şunları söylüyordu:

Tekirdağlı yurttaşlarım daha şimdiden yeni Türk harflerini yazıp okumayı hemen öğrenmişlerdir diyebilirim. Memurların hepsini kendim sınavdan geçirdim. Sokaklarda ve dükkânlarda halkla görüşmeler yaptık. Arap harfleriyle hiç yazmak, okumak bilmeyenlerin, Türk harflerine hemen alışmış olduklarını gördüm. Daha ortada yetkili katların onayından geçmiş bir kılavuz olmadan, daha okul öğretmenleri yol gösterme çalışmalarına başlamadan, yüce Türk ulusunun yararlı olduğu kanısına vardığı bu yazı sorununda böylesine yüksek bilinç ve anlayış ve özellikle ivecenlik göstermekte olduğunu görmek, benim için gerçekten çok büyük bir mutluluktur. Yeni  Türk harfleriyle elde edilecek gözler kamaştırıcı Türk manevi gelişmesinin az zaman sonra erişebileceği güç ve yaygınlığın uluslararası düzeyini, gözlerimi kapayarak, şimdiden, öyle parlak görüyorum ki, bu görünüş karşısında kendimden geçiyorum.

28 Eylül 1928 günü Gemlik’ten bir esnaf topluluğunun mektubuna verdiği şu yanıt çok öğreticidir:

“Gemlik’te Gazozcu Haydar, Tuhafiyeci Yahya, Zahireci İsmail, Bekir Ali, Adil ve Hüseyin, Çiftçi Ethem, Zeytinci Mustafa, Sait, Bakkal Osman ve Halit Efendilere;

Okuma ve yazmayı bir haftada öğrenme çabasını gösterdiğinizden kıvanç duydum, kutlarım.

Arapça ve Farsça sözcüklerde k ve g’nin önlerine ‘h’ gelmesi sorunuyla kafalarınızı oyalamayınız ve karıştırmayınız. Saptanmakta olun sözlük, bunu istediğiniz yolda çözümleyecektir efendim.

Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal”

26 Ağustos’ta Ankara’da toplanan Öğretmenler Birliği Kongresinde öğretmenler, yeni harfleri öğrenmek ve halka öğretmek için ant içiyorlardı. Telgraf Genel Müdürlüğü yeni Türk harflerinin “rumuz”unu saptıyor, İçişleri Bakanlığı otomobil plakalarını yeni harflerle veriyordu. İstanbul Belediyesi genelgelerini yeni harflerle yayınlıyordu.

Devlet Basımevi yeni harfler döktürüyor, illerde valiler tahta başında memurlara yeni harfleri öğretiyorlardı.

29  Eylül 1928’de “Yeni Türk Harfleri Marşı” yayınlandı. Bu tarihli Cumhuriyet Gazetesi ve daha başka gazeteler Osman Zeki (Üngör)’ün bestelediği marşın notasını yayınlamaktadırlar.

1 Ekim 1928 günü Latin alfabesiyle ilk Türkçe gazete yayınlanmıştır.

Görüldüğü gibi yeni Türk yazısı, daha Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yasayla kesinleşmeden tüm ulusa mal olmuş bulunuyordu.

Latin Harflerinin Kabulü

1 Kaşım 1928 günü Meclis açış konuşmasında Mustafa Kemal, yeni yazıyı yasalaştıracak olan Meclis’i şu sözlerle kutluyordu:

Değerli arkadaşlarını, her şeyden önce her gelişmenin ilk yapı taşı olan konuya değinmek isterim. Büyük Türk ulusuna, her araçtan önce, onun bütün emeklerini kısır yapan çorak yol dışında kolay bir okuma-yazma anahtarı vermek gerekir. Büyük Türk ulusu bilgisizlikten, ancak kendi güzel ve soylu diline kolay uyan böyle bir araçla sıyrılabilir. Bu okuma-yazma anahtarı, ancak Latin kökünden alınan Türk alfabesidir. Kolay bir deney, Latin kökenli Türk harflerinin, Türk diline ne denli uygun olduğunu, kentte ve köyde, yaşı ilerlemiş Türk çocuklarının nasıl kolay okuyup yazdıklarını güneş gibi ortaya çıkarmıştır. Uluslar ailesine aydın, yetişmiş, büyük bir ulusun dili olarak kuşkusuz girecek olan Türkçeye bu yeni canlılığını kazandıracak olan Üçüncü Büyük Millet Meclisi, yalnız sonsuzluğa değin sürecek Türk tarihinde değil, bütün insanlık tarihinde seçkin bir kurul olarak kalacaktır.

Mustafa Kemal’in konuşmasından sonra Başvekil İsmet Paşanın, ivedilikle görüşülmek üzere Yeni Türk Harfleri Yasa Tasarısı Meclis’e sunuldu ve oybirliği ile kabul edildi. Böylece 1 Kasım 1928 tarihinde 1353 sayılı yasa ile Latin harflerinin kabulü gerçekleşmiş oluyordu. Yasa bütün devlet dairelerinde, özel kurumlarda, yalnızca Türk harfleriyle yazılan yazıların kabul edilerek işlem göreceğini belirtiyor ve bu iş için son tarih olarak 1 Ocak 1929’u saptıyordu. Meclis, ayrıca Gazi’ye altın bir yüzey üzerine kabartma harflerden bir Türk alfabesi armağan edilmesini de kabul etmişti.

24 Kasım 1928 günlü Resmi Gazete’de, yeni Türk harflerini halka öğretmek üzere 1 Ocak 1929’dan başlayarak açılması kararlaştırılan Millet Mektepleri yönetmeliği yayınlandı. Bu okullar, eski yazıyı bilenlere olduğu gibi hiç okuma-yazma bilmeyenlere de yeni yazıyı öğretecek, kadın-erkek herkesi çatısı altında toplayacaktı. Yönetmelik, “Millet Mekteplerinin başkanı ve başöğretmeni Sayın Cumhurbaşkanı’dır” diyordu.

Bu arada içişleri Bakanlığı’nın valiliklere gönderdiği bir genelgede emekliliği yakın kimi memurlarla, yeni bir yazıyı öğrenmeyi “onurlarına yediremeyen” kimi görevlilerden söz ediliyorken, aynı günlerdeki gazetelerde Bursa tutukevindeki hükümlülerin yeni harfleri öğrenmek üzere çalıştıklarını gösteren fotoğraflar yayınlanıyordu.

30  Kasım 1928 günü gazeteler son kez Arap alfabesi ile çıkıyor, 1 Aralık 1928 günü ise gerçek bir devrimin başarıldığının göstergesi olmak üzere tümüyle yeni Türk alfabesiyle yayınlanıyorlardı.

1 Ocak 1929 günü Türkiye’de, okuma-yazma seferberliği tüm görkemiyle başladı. Her yerde coşkulu törenlerle, bandolarla açılan Millet Mektepleri’nde 1936 yılına değin 2.5 milyondan çok yurttaş okuma-yazma öğrendi. Halk daha işin başında yeni Türk harflerini ve okuma-yazma öğrenmeyi içtenlikle benimsemişti.

Osmanlı Devleti’nin 300 yıla yakın bir gecikmeden sonra 1726’da kurulmasına müsaade ettiği basımevinde, yazı devriminin yapıldığı 1929 yılına değin geçen iki yüz yıllık sürede basılan kitapların sayısı 30.000 kadar iken, yazı devrimini izleyen 15 yılda, yani 1944 yılına değin 31.000 kitap basılmıştır. (serenti)



Kaynaklar:

MEB Ders Kitabı Sayfa 116

Tekalifimilliye Emirleri nedir?

Hıyanetivataniye Kanunu nedir?

İstiklal Mahkemeleri nedir?

Tevhiditedrisat Kanunu Nedir?



Harf İnkılap Nedir? Ne anlama gelir?

Sosyal Medyada Paylaş Facebook Twitter Google+

Mobil Uygulamamızı İndirin, Açık Lise Sınavları Sorun Olmaktan Çıksın!


Etiketler: ,
Eklenme Tarihi: 25 Nisan 2021

Facebook Yorumları

Konu hakkında yorumunuzu yazın