Limon Kız Masalı

yorumsuz
144

Limon Kız Masalı

“Bir varmış bir yokmuş. …

Zaman zaman içinde kalbur saman içinde. Deve tellal iken, horoz imam iken, manda berber iken; annem kaşıkta, babam beşikte iken… ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, babam düştü beşikten, alnını yardı eşikten… annem kaptı maşayı, babam kaptı küreği, gösterdiler bana kapı arkasındaki köşeyi…

Çoğu zaman bu sözlerle aralanır masal âleminin kapıları. Develer tellal olur, pireler berber. Bir dudağı yerde bir dudağı gökte araplar darda kalanın yardımına koşar. Demirden elbiselerini kuşanan acar delikanlılar Kafdağı’nın ardına yollara düşer. Az gidilir uz gidilir. Dere tepe düz gidilir. Altı ay bir güz gidilir. Yedi kat yer altının, on yedi kat gökyüzünün ejderhaları gözü pek yiğitlerin karşısına dikilir. Ayın on dördü gibi güzel, ay gibi ışıldayan, güneş gibi parlayan padişah kızları kırk gün kırk gece düğünle muratlarına erer. Onlar erer muradına biz çıkarız kerevetine…

 

Naki Tezel – Türk Masalları Kitapyurdu’ndan satın al.

Naki Tezel – Türk Masalları ve Seçme Türk Masalları Kitapdenizi’nden satın al.

Limon Kız Masalı Oku:

Bir varmış, bir yokmuş… Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde…

Develer tellallık eder eski hamam içinde…

Hamamın tası yok. Külhancının baltası yok…

Arap bacı hamama gider, koltuğunda bohçası yok…

Handır handa, yetmiş iki deli ile bir manda.

Yedik, içtik, dişimizin dibi et yüzü görmedi…

Bereket versin hoca cambaza…

Bize bir at verdi, dorudur diye…

At bize bir tekme vurdu. Geri dur diye…

Deniz ortasına vardık kıyıdır diye…

Tophane güllesini cebimize doldurduk, darıdır diye…

Kız kulesini belimize soktuk borudur diye…

Tuttu bizi bir zaptiye, delidir diye…

Attı tımarhaneye, bir gün, iki gün, üç gün…

Tuttuk pirenin birisini, yüzdük derisini, çadır kurduk Üsküdar’dan berisini…

Masaldır bunun adı…

Söylemekle çıkar tadı…



Her kim ki dinlemezse, hakkından gelsin topal dadı…

Vakti zamanında çok iyiliksever bir padişah varmış… Fakirlere ramazanlarda yiyecek, bayramlarda giyecek dağıtırmış… Yılda bir gün de sarayının karşısındaki çeşmenin bir musluğundan ya., bir musluğundan da bal akıtır, herkesin duasını alırmış…

Gene böyle çeşmenin musluklarından yağ ile bal aktığı bir gün, ihtiyar bir kadın çeşmeye gelmiş. Elindeki ağzı kırık testiye yağ doldurmuş.

O sırada, padişahın yaramaz oğlu da sarayın penceresinden çeşmeye gelip gidenleri seyrediyormuş. İhtiyar kadın çeşmenin yanından uzaklaşırken okunu çektiği gibi onun testisini parçalamış. Yağ yerlere dökülmüş.

Şehzade, ihtiyar kadının haline kahkahalarla gülmeğe başlamış. Neye uğradığını anlayamayan kadıncağız, başını kaldırıp şehzadeye:

—Hey oğlum! diye seslenmiş, ben sana ne yaptım da testimi kırdın? Dilerim Allah’tan, Limon Kız’a aşık olasın da onu göremeyesin!

O günden sonra şehzadeyi bir düşüncedir almış… Acaba bu Limon Kız nasıl bir şeydir, diye akşamlara kadar düşünüyor, meraktan çatlayacak hale geliyormuş.

Oğlunun bu düşünceli haline canı sıkılan padişah, bir gün onu yanına çağırarak sebebini sormuş. Şehzade de Limon Kızı merak ettiğini, izin verirse gidip onu arayacağını söylemiş.

Padişah, çaresiz razı olmuş. Şehzade, hazırlandıktan sonra bir gün padişah babası ile sultan annesine veda ederek yola duşmuş…

Az gitmiş, uz gitmiş… Dere tepe düz gitmiş… Günlerce yol almış… Nihayet bir dağ başında ihtiyar bir adama rastlamış. Selam verip ihtiyarın elini öpmüş.

Bu delikanlının kendisine saygı gösterip elini öpmesine pek memnun olan ihtiyar:

—Hayır ola evlat, diye sormuş, böyle tek başına nereye gidiyorsun?

Şehzade:

—Bir Limon Kız varmış, diye cevap vermiş. Onu pek merak ediyorum da aramaya çıktım. Ama günlerden beri yol yürüdüğüm halde hala bir iz bulamadım…

İhtiyar gülerek:

—Ben Limon Kız’ın bulunduğu yeri biliyorum, demiş. Sana tarif edeyim: şuradan doğru yürü. Karşıki dağın arkasına git. Orada önüne bir gül bahçesi çıkacak. Gül ağaçlarının kocaman kocaman dikenleri vardır. “Ne güzel güller!” diyerek bir gül koparıp kokla. Ellerinin kanamasına bakma! Oradan çıkıp yürü… Suyu kan gibi kırmızı akan bir dere ile karşılaşacaksın. Yanına gidip “Aman ne temiz su!” diyerek biraz iç… Yoluna devam et… Bir köşe başında zincirlerle ağaçlara bağlanmış bir at ile bir köpeğe rastlayacaksın. Atın önündeki eti köpeğin önüne, köpeğin önündeki otu da atın önüne koy… Oradan uzaklaş… İlerde karşına iki kapı çıkacak. Biri kapalı, öteki acıktır. Kapalı kapıyı aç, acık kapıyı kapa! Acılan kapıdan geçerek yürü… Büyük bir bahçeye gireceksin. Burası devin sarayının bahçesidir. Bahçede binlerce meyve ağacı arasında bir tane de limon ağacı vardır. O ağacı arayıp bul! Üzerinde üç tane limon göreceksin. Bu üç limonu da kopar, arkana bakmadan geri don! Geldiğin yerlerden geç… Bu limonları keserken her birinden bir kız çıkar. Senden bir şey isteyecekler.

İstediklerini yaparsan ne ala… Yapmazsan ölürler. Dikkatli davran… Haydi yolun acık olsun evladım!

Şehzade, ihtiyara teşekkür etmiş, elini öpmek için eğildiği zaman karşısında kimseyi bulamamış. İhtiyar birdenbire ortadan yok olmuş.

Hemen yola çıkarak yürümeğe başlamış. Çok geçmeden dağın arkasına varmış. Biraz sonra gül bahçesine ulaşmış. Güllerin arasına dalmış. Elleri dikenlerden kan içinde kaldığı halde, bir gül koparıp “Ne güzel güller!” diye koklamış. Oradan çıkmış. Suyu kan gibi akan dere ile karşılaşmış. Kenarına gidip eğilmiş, “Aman ne temiz su!” diyerek biraz içmiş, kalkıp yoluna devam etmiş. Bir köşe başında zincirlerle ağaçlara bağlı at ile köpeği görmüş. Köpeğin önündeki otu, atın önüne, atın önündeki eti de kopeğin önüne koyarak oradan uzaklaşmış. Biraz sonra karşısına iki kapı çıkmış. Acık kapıyı kapamış, kapalı kapıyı da açarak içinden geçmiş ve devin meyve bahçesine girmiş.

Koca bahçede araya araya limon ağacını bulmuş. Hakikaten ağaçta üç tane limon varmış. Üç limonu da koparıp geriye donmuş. Tam bahçenin kapısına yaklaştığı zaman, dev, bahçesinden limonların koparıldığının farkına vararak yeri göğü inleten sesi ile bağırmış:

—Tutun kapıları! Şu oğlanı tutun!

Açık kapı dile gelip deve cevap vermiş:

—Ben kaç yıldır kapalı duruyordum. Kimse bana halin nedir diye sormadı. Bu delikanlı beni açtı, biraz ferahladım. Ben onu tutamam! Güle güle gitsin! Şehzade, kapıdan geçmiş.

Dev, bu sefer at ile kopeğe seslenmiş:

—At! Köpek! Şu oğlanı tutun! Bırakmayın!

At ile köpek birlikte cevap vermişler:

—Biz onu tutmayız. Yıllardan beri birimize zorla et, birimize de ot yediriyorsun. O bizi bundan kurtardı. Etle otun yerini değiştirdi. Allah ondan razı olsun. Biz ona fenalık yapamayız!

Şehzade, atla köpeğin önünden de geçmiş.

Bu sefer dev, dereye seslenmiş:

—Kanlı dere! Kanlı dere! Şu oğlanı bırakma!

Dere, dile gelip cevap vermiş:

—Ben ona fenalık yapamam. Sen her zaman “kanlı dere” diye benim suyumu içmezdin. Halbuki o, “Aman ne temiz su!” diyerek içti, gönlümü hoş etti. Varsın geçsin, yolu acık olsun!

Şehzade, dereden de geçerek gül bahçesine girmiş.

Dev, arkadan gene seslenmiş:

—Dikenli güller! Dikenli güller! Şu oğlanı tutun! Bırakmayın!

Güller de dile gelip hep bir ağızdan deve cevap vermişler:

—Sen tenezzül edip de bir gün olsun bizi koklamadın. Her zaman “dikenli güller” diye hakaret ettin. Halbuki bu delikanlı dikenlerimize bakmadı. Ellerinin kanaması na aldırmadı. Bizden bir tane kopararak “Ne güzel güller!” diye kokladı. Bizi sevindirdi. Allah da onu sevindirsin. İşi rast gitsin!

Şehzade, gül bahçesinden de çıkıp yola koyulmuş.

Dev, çaresiz kalınca, bahçesinden çıkarak oğlanın arkasından koşmaya başlamış. Kapılardan, sonra da atla köpeğin önünden geçmiş, dereye gelmiş. Fakat, dere ona yol vermemiş. Sularını kabartmış, kabartmış… Her tarafı kaplamış, devi boğmuş.

Şehzade, her şeyden habersiz olarak yol alırken limonlardan birini kesmeyi düşünmüş. Yol kenarına oturarak bıçağı ile limonun birini kesmiş. Limon iki parça olur olmaz, içinden son derece güzel bir kız çıkmış. Şehzadeye:

—Su! Su! diye seslenmiş.

Şehzade, kızın su istediğini anlamış. Etrafına bakınmaya başlamış. Aksi gibi oralarda ne bir dere ne de bir çeşme görmüş. Zavallı kız da:

—Su! Su! diye diye ölmüş.

Şehzade bu hale fena halde üzülmüş. Ama ne çare? Yerinden kalkmış. Kederli kederli yol almaya başlamış. Biraz yorulmuş. Bir ağaç altına oturarak dinlenmeye koyulmuş. Bu sırada ikinci limonu da kesmiş.

Bu limondan da göz kamaştıracak kadar güzel bir kız çıkmaz mı? O da evvelki gibi:

—Su! Su! demeye başlamış.

Fena halde telaşlanan şehzade, sağına soluna bakınarak su aramış. Fakat Allah’ın dağında ne bir pınar ne de bir dere varmış. Çaresizlik içinde bu kızın da:

—Su! Su! diye diye inleyerek öldüğünü görmüş.

O kadar üzülmüş ki neden bu ikinci limonu bir su kenarında kesmedim diye kendi kendine kızmış. Kederli kederli yerinden kalkmış. Düşünceli düşünceli yola koyulmuş. Ne olursa olsun üçüncü limonu bir su kenarında kesmeye karar vermiş.

Böylece epey zaman yol almış, nihayet bir şehre yaklaşmış. şehre girmeden yol kenarında ağaçlıklı bir bahçe görmüş. Bahçenin ortasında kocaman bir havuz varmış. Etrafta da kimsecikler yokmuş.

Gidip havuzun kenarına oturmuş. Elleri titreye titreye üçüncü limonu çıkarıp kesmiş. Bu sefer, içinden, evvelkilerden daha güzel, ayın on dördü gibi bir kız çıkmış. Başlamış:

—Su! Su! demeye…

Şehzade hemen onu tutup havuzun içine atmış.

Bol suya kavuşan Limon Kız, kana kana içmiş, doya doya yıkanmış. Şen kahkahalar atmaya başlamış. Limon Kız’ı ölmekten kurtardığı için şehzadenin sevincine son yokmuş… Neşe içinde Limon Kız’ı seyrediyormuş.

Limon Kız havuzda yıkanırken şehzade:

—Sultanım, demiş, sizi bu halde sarayımıza götüremem. Burada bekleyin. Ben gidip size güzel bir elbise getireyim. Askerlerimi de alayım. Saraya öyle döneriz.

Limon Kız:

—Peki şehzadem, demiş, ben sizi şurada ağacın üzerine çıkarak beklerim. Yalnız, saraya gittiğiniz zaman annenizle babanıza, alnınızdan öptürmeyin. Sonra beni unutursunuz.

Şehzade “peki” demiş. Sonra parmağındaki yeşil taşlı yüzüğü çıkararak:

—Limon Kız, diye seslenmiş, al bu yüzüğü de parmağına tak! Birbirimizi kaybedersek bununla kolay buluruz…

Yüzüğü havuza doğru fırlatmış. Limon Kız yakalayarak parmağına takmış. Şehzade de oradan uzaklaşıp gitmiş.

Saraya varır varmaz, oğullarına yeniden kavuşan padişah ile sultan, onu kucaklamışlar, önce alnından, sonra da yanaklarından öpmüşler.

O andan itibaren de şehzade Limon Kız’ı unutmuş.

Şehzade unutadursun, biz gelelim Limon Kız’a.

Şehzade uzaklaştıktan sonra, Limon Kız sudan çıkmış. Havuzun kenarında yüksek bir çınar ağacı varmış. Ona yaklaşarak:

“Eğil cınar ağacı!” diye seslenmiş.

Çınar ağacı yavaş yavaş eğilmiş. Limon Kız dallarından birine oturduktan sonra, ağaç düzelmiş. Limon Kız, ağaçta yapraklar arasına gizlenmiş.

(O sırada şehirdeki bir evde hizmetçilik eden Arap bir kız çeşmeye suya gelir ve Limon Kız’ın sudaki aksini kendi aksi zanneder. Eve gittiğinde durumu fark eden Arap kız, onun güzelliğini elde etmek için tekrar Limon Kız’ın olduğu yere gelir. Limon Kız’ın hikayesini ve tılsımının, başındaki altın tarak olduğunu öğrenen kötü niyetli hizmetçi kız, onun tarağını alır. Tarağı yerine konmadığı için güvercine dönüşen Limon Kız uçar gider. Hizmetçi ise Limon Kız’ın yerine geçip şehzadeyi beklemeye başlar.

Şehzade gelir ve kızın değişiminden şüphelense de onu saraya götürüp evlenir. Bir sure sonra sarayın bahçesine her gün bir güvercin gelip gitmeye başlar. Şehzadenin emri ile yakalanan güvercin Arap kız tarafından çok defa yok edilmek istenir ancak Limon Kız bütün bunlardan kurtularak sonunda tekrar insana dönüşür. Yaşlı bir kadına sığınarak onu annesi yerine koyar ve olan biteni ona anlatır.)

Günlerden bir gün, şehzade hastalanmış. Hekimler bol bol çorba içmesini söylemişler.

Her gün bir evden çorba gönderiliyor, şehzade beğenirse hepsini içiyor, beğenmezse bir kaşık alıp bırakıyormuş.

Limon Kız bunu haber alır almaz güzel bir corba pişirmiş. Şehzadenin havuz başında kendisine verdiği yeşil taşlı yüzüğü çorbanın içine atmış. Fakir kadına:

—Anneciğim, demiş, şehzademiz için ben de bir çorba yaptım. Ne olur saraya götürür müsün?

Kadıncağız: “Hay hay yavrum!” diyerek corba tasını almış, saraya gitmiş.

Askerler, ustu başı eski olan bu kadını saraya sokmak istememişler. Şehzade, kadını pencereden gördüğü için askerlere bırakmalarını emretmiş.

Kadın yukarıya çıkarak çorbayı şehzadeye vermiş. Odadan çıkarken şehzade çorbadan bir kaşık içmiş, beğenmiş. Arkasından ikinci kaşığı almış. Ağzına katı bir şey gelmiş. Bir de çıkarıp bakmış ki Limon Kız`a verdiği yeşil taşlı yüzük değil mi? O zaman anlamış ki Limon Kız diyerek evlendiği Arap kız, başka biri. Fakir kadın da Limon Kız’ın anlattıklarını şehzadeye bir bir söylemiş. Şehzade işin doğrusunu öğrenince ellerini çırpmış.

Odaya giren Arap uşağa:

—Çabuk bizim kadını çağırın! diye emir vermiş. Biraz sonra Arap kız odaya girmiş. Korkudan tirtir titriyormuş.

Şehzade: “Seni yalancı, hain kadın seni!” diye bağırmış.

—Söyle bakalım:

kırk katır mı istersin yoksa kırk satır mı?




Arap kız:

—Kırk satırı ne yapayım, diye cevap vermiş, kırk katır isterim ki memleketime döneyim!

Arap kızı hemen kırk katırın kuyruğuna bağlayıp dağlara salmışlar.

Sarayda yeniden düğün hazırlıkları yapılmış. Şehzade ile Limon Kız’ı kırk gün, kırk gece suren görülmemiş şenliklerle evlendirmişler.

Onlar ermiş muradına, darısı sizlerin başına.

Naki Tezel, Türk Masalları

9. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Kitabından

Edebi bir tür olarak Masal hakkında bilgi ve Limon Kız Masalı ile ilgili değerlendirme ve yorumlar için tıklayın!

FavoriteLoadingÇözdüklerime Ekle
Sosyal Medyada Paylaş Facebook Twitter Google+

8-9 Aralık 2018 sınav soruları ile ilgili duygu, düşünce, yorum ve katkılarınızı aşağıya yorum olarak yazıp paylaşabilirsiniz.

Ücretsiz Online TYT Deneme Sınavı:


Etiketler: ,
Eklenme Tarihi: 10 Mart 2018

Facebook Yorumları

Konu hakkında yorumunuzu yazın