Akıl ve Ruh Sağlığı

Sağlık Bilgisi 1 Ünite 4, Akıl ve Ruh Sağlığı Konu Özeti

Ruh sağlığı

Ruh sağlığı; Kişinin kendisi ve çevresiyle dengeli ve uyumlu bir ilişki sürdürebilmesi
demektir. Ruh sağlığı ile ilişkili diğer kavramlardan bazıları da psikoloji ve psikiyatri kavramlarıdır.

Kişisel faktörler yaş, cinsiyet, kişisel alışkanlıklar, meslek, medeni durum ve beden
sağlığı ile ilgilidir.

Deprem, sel, çığ, heyelan gibi doğal afetler bireyin yaşam düzenini ve yaşama
bakışını altüst eder. Mevcut ruh sağlığını temelden sarsar. Yaşamı tehdit eden bir
olayla karşı karşıya kalmak, yakınların kaybı, kurulu düzenin bozulması gibi durumları
yaşayan bireyler buna nasıl uyum sağlayacaklarını kavrayamazlar.

Kişi kendini tanımalı, olumlu-olumsuz yönleriyle kendini kabul etmelidir. Olumlu davranışlarını geliştirirken olumsuz davranışlarını azaltmaya çalışmalıdır.

Koruyucu ruh sağlığı hizmetleri birincil, ikincil ve üçüncül düzeyde koruma olarak gruplandırılabilir.


1. Ünite için tıklayın:  Sağlık, Hastalık, Engellilik Nedir? Sağlık Nasıl Tanımlanır? Sağlığı Etkileyen faktörler Nelerdir?

Büyüme ve Gelişme, Sağlık Bilgisi 1 2. Ünite Konu Anlatımı için tıklayın!

Sağlık Bilgisi 1 Ünite 3, Sağlığın Geliştirilmesi ve Korunması, konu özeti, ders notları için tıklayın!

Sağlık Bilgisi 1 Ünite 4, Akıl ve Ruh Sağlığı Konu Özeti

Sağlık Bilgisi 1 Ünite 5: Sağlığa Zararlı Alışkanlıklar Konu Özeti





Birincil koruma

Birincil korumada belirli bir zaman sürecinde yeni olgu oranının azaltılması
ve toplumun ruh sağlının yükseltilmesi hedeflenir. Toplumda ruh sağlığını etkileyen
faktörlerin saptanması ve bunlara yönelik çalışmalar yapılmasını gerektirir.

İkincil Koruma

Hasta bireylerin tanılarının konması, tedavi ve takiplerinin yapılması ikincil koruma hizmetlerindendir.

Üçüncül Koruma

* Akut hastalıklar sonucu birey ile aileye eğitim ve tedavi edici hizmetlerinin
kesintisiz verilmesi,
* İyileşme ve uyum aşamasında birey ve aileye destek çalışmalarının sürdürülmesi,
izlem ve ev ziyaretlerinin yapılması,
* Sosyal destek gruplarının oluşturulması ve toplum kaynaklarıyla işbirliğine
gidilmesi,
* Tedavisi yapılmış bireylerin topluma yeniden kazandırılması için iş sahipleri,
iş ve işçi bulma kurumu, sosyal kurum ve kuruluşlarla vb. ortak çalışmaların
yapılması ve değerlendirilmesi.

Stresin nedenleri

Fiziksel: Travma, şiddetli egzersiz, gürültü, ısı, nem, çevre kirliliği, yiyecek kısıtlanması, cerrahi girişimler gibi

Sosyal: Birey çevre ilişkisi/çatışması.

Psikolojik: Fiziksel ve sosyal etmenlerin sonucu olarak ya da kendiliğinden ortaya çıkan, genellikle yinelenen etmenler, hayal kırıklığı, izolasyon gibi.

Stres Zararlı mıdır?

Stresin, zihinsel ve fiziksel kaynaklarımızı tüketen olumsuz bir yanı olduğu gibi,
kendimizi keşfetmemize, potansiyelimizi kullanmamıza ve gelişmemize de yardımı
olabilir. Duygu açısından hafif bir genel uyarılmışlık düzeyinin olmasının yapılacak
işe ilgi uyandırma etkisi vardır. Dolayısıyla bir miktar stres normal işlevlerimiz için
de gereklidir. Ancak yoğun ve uzayan stresin fizyolojik ve psikolojik açıdan olumsuz
etkileri görülebilir.

Stres ve Etkileri

Stres, kişinin çevreyle uyumunu bozar, verimliliğini ve performansını etkiler.
Stressiz bir insan yoktur. Çünkü insanlar çevrede olup bitenlere tepki verirler. Stres
zihni ve fiziksel gücü azaltır.

Hayata negatif yönüyle bakıldığı için kişide karamsar bir ruh hâli ortaya çıkar.
Stres kişinin bağışıklık sistemini zayıflatır, yorgunluk ve hâlsizlik meydana getirir, yol
açtığı sıkıntı sonucu sinirlilik oluşturur.

Yoğun stres başta mide ve sindirim sistemi rahatsızlıkları olmak üzere birçok
hastalığa zemin hazırlar. Ayrıca birçok hastalığın da etkisini artırır. Bu nedenle stresten
ve stresin neden olduğu olumsuz durumlardan korunmak ve stresle baş etmeyi
öğrenmek gereklidir.

Stres anında fazla enerji tüketildiğinden kişi kendini güçsüz, yorgun ve endişe içinde hisseder. Daha sonraları uyku problemi çekmeye başlar. Sinirli ve çabuk heyecanlanan biri olur. Konsantrasyon kaybı yaşar ve dikkatini toplayamaz. Daha önce kolayca yaptığı işlerde zorlanır. Aslında kendi işini kendisi zorlaştırır. Kişinin iş performansı olumsuz yönde etkilenir ve düşer. Kendisinde madde bağımlılığı görülebilir ve içe kapanma başlar. Panik ataklar ortaya çıkar. Kendini rahat hissedemez.

Stres durumunda ayrıca kişide kalp hızı artar ve ateş basması görülür. Çarpıntı başlar. Baş ağrısı, nefes darlığı, hazımsızlık, yutkunma, mide bulantısı ve iştah kaybı dolayısıyla da kilo kaybı ortaya çıkar. Kişinin cinsel fonksiyonlarında değişiklik olur. Vücut direnci düşer ve sık sık soğuk algınlığına yakalanır.

Stresli kişinin tansiyonu yükselir. Tansiyonun yükselmesi kalbin yorulmasına neden olur. Vücut direncini artırmak için stres hormonu salgılamaya başlar. Enerji sağlamak için yağ harcandığından kandaki kolesterol ve yağ miktarı artmaya başlar.

Bu da kalp damar hastalıklarının oluşumuna zemin hazırlar. Stresli zaman uzadıkça kas ve kemiklerde kayıp başlar. Şeker hastalığı görülebilir. Çünkü stres hormonu kan şekerinin dengesini bozmaya ve pankreasa yük bindirmeye başlar. Pankreas kan şekerini dengeleyecek hormonlar ürettiğinden zarar görmesi hâlinde şeker düzeyi de değişir.
Stresle başa çıkabilmenin en önemli yollarından birisi zamanı doğru kullanmaktır.
Yani düzenli bir şekilde her şeye vakit ayırmak gerekir. Kişi sadece ders, iş veya mecburi etkinliklere değil; beslenme, çeşitli aktivite, eğlence, egzersiz gibi konulara da vakit ayırmalıdır. Fiziksel bir aktivitede bulunmak, egzersiz yapmak vücudun fizyolojik etkinliklerini düzene sokmaktadır. Bu durumda kalp vücuda daha rahat oksijen gönderir, kişinin zindeliği ve gücü artar.

Stres hormonlarından kurtulmak kolaylaşır. Bu egzersizlerin yanında gevşeme
hareketleri yapılması bedenin rahat bir şekilde kontrol edilmesini sağlar. Ayrıca beslenmeye dikkat edilmelidir. Kahve, çay, kola gibi içecekler stresi arttırır.

Bitki içecekleri, meyve suları daha çok tercih edilmelidir. Böylece hem enerji düzeyi hem de strese karşı oluşacak tepkiler düzeltilir. Kişilerle olan ilişkileri ve sosyal etkinlikleri geliştirmek de stresi azaltmaya büyük katkı sağlar. Bir kişiyle tartışırken sorumluluğu ona yüklemek yerine kendi üstüne almak daha olumludur. Farklı bir şeyler denemek de kişiyi rahatlatır. Örneğin konsere gitmek, spor yapmak ortamın oluşturduğu stresten uzaklaşmaya katkı sağlar.

Kişinin kendisi ya da bir başkası hakkında sürekli olumsuz düşünmesi  kendisine negatif olarak yansır. İş veya okulda düşük performans gösteren bir kişinin bundan sonraki bütün olayların da böyle gerçekleşeceğini düşünmesi yerine, “Daha iyi olabilirim. ”diye düşünmesi kendisine pozitif olarak yansıyacaktır.

Ayrıca bir problemi çözmek için bazı metotlardan faydalanılabilir. Örneğin “Stres neden oldu? Çözüm yolları neler olabilir? Bunu sadece ben mi sorun olarak görüyorum?” gibi sorularla sorun kontrol altına alınabilir.

Sınav Kaygısı ve Belirtileri

Stresin ortaya çıkardığı sorunlardan birisi de sınav kaygısıdır. Sınav öncesinde
öğrenilen bilginin, sınav sırasında etkili bir biçimde kullanılmasına engel olan ve başarının düşmesine yol açan yoğun kaygıya sınav kaygısı denir.

Sınav kaygısının çeşitli belirtileri vardır. Bu belirtiler şunlardır:

Fizyolojik Belirtiler

  • Kalp çarpması
  • Titreme
  • Yüzün kızarması
  • Solunumun hızlanması
  • Mide bulantısı
  • Baş dönmesi
  • Sıcak basması

Duygusal ve Bilişsel Belirtiler

  • Huzursuzluk
  • Sinirlilik
  • Endişe
  • Korku
  • Düşüncelerin bloke olması
  • Unutkanlık
  • Dikkatsizlik
  • Konsantrasyon kaybı

Bu kaygıların sınav performansı üzerinde oluşturabileceği etkiler şunlardır:

  • Sınav sorularını okuma ve anlama güçlüğü
  • Düşünceleri organize etmede zorluklar
  • Kavram ve sözcüklerin anımsanmasında zorluklar
  • Yeterli hazırlık yapılmış olmasına karşın sınavda başarısız olma
  • Soruları cevapsız bırakma
  • Sınavdan sonra doğru cevapları anımsayabilme.

Stresle başa çıkmada etkili yöntemler



Zaman Yönetimi:

Zaman yönetimi konusunda kararlılık sergileyen kişiler zamanı
ve hayatlarını daha başarılı bir biçimde yönetebilirler. Zamanı yönetebilmek
için kişinin kapasitesine ve kişilik özelliklerine uygun gerçekçi bir program yapabilmek gerekir. Zorunlu etkinliklerin yanında, düzenli uyku, molalar, eğlenme, dinlenme, sosyal etkinlikler ve olası değişiklikler karşısında alternatif olabilecek etkinlikler de programda yer almalıdır. Yağmur nedeniyle planlanan yürüyüş yapılamayacaksa odada egzersiz yapabilmek gibi.

Problem Çözme Teknikleri Kullanma:

Doğru probleme odaklanarak çözüm yollarını oluşturmak kişiyi güçlendiren bir yöntemdir.

Aşırı Genellemelerden Kaçınma:

Tek bir olaydan hareketle, bütüne yönelik olumsuz düşünceler geliştirilmemelidir. Sınavım kötü geçti, ben bu sene sınıfı geçemeyeceğim gibi. Oysa bu sınavım kötü geçti ama diğer sınavlara daha iyi hazırlanabilirim tarzı düşünce daha yapıcıdır. Kişinin kendi kendine yaptığı bu tarz olumsuz düşünceler zaman geçtikçe otomatikleşir ve olumlu bir içerikle kolaylıkla yer değiştirmez.

Kişiler Arası İlişkileri Geliştirme:

Stresli durumlar insanlarla ilişkilerden kaynaklanabiliyor olsa da, bu kişilerle tartışabilmek, çözüm için bir anahtar olabilir. Tartışmalar sırasında sen dilini kullanmadan benli cümlelerle sorumluluğu üzerine almak iletişimi ve ilişkiyi güçlendirebilir. ”Sen beni anlamak istemiyorsun” yerine “kendimi yeterince anlatamadığımı düşünüyorum” daha yapıcı olacaktır.

Sosyal Etkinlikleri Geliştirme:

Rutinler dışında farklı bir etkinliği denemek, yeni bir şeyler öğrenmeye çalışmak, zihni dinlendirmeye yardımcı olabilir. Eski bir arkadaşı aramak, konsere, sinemaya, tiyatroya gitmek, dergi ya da roman okumak gibi etkinlikler rutinlerin oluşturduğu stresten uzaklaşmak için yararlı olabilir.

Fiziksel Aktivite:

Doğru egzersiz birçok amaca birden hizmet edebilir. Kas gücünü artırabilir, kilo vermeye ve almamaya yardımcı olabilir, kalbin beden dokularına kolaylıkla oksijen almasını kolaylaştırarak bedenin genel fizyolojik koşullarını iyileştirebilir.

Egzersiz, bedenin stresle oluşan hormonlardan arınmasına yardımcı olur.

Dengeli Beslenme:

Çay, kahve, çikolata, kakao, kolalı içecekler kendiliklerinden strese yol açan besinlerdendir. Bu besinler, stres tepkisini başlatan kimyasal maddeler içerirler. Uyanıklık ve hareketliliği artırırlar. Dolayısıyla bu besinlerin yerine ıhlamur, adaçayı gibi bitki çayları, meyve tüketilebilir.

Beslenme alışkanlıklarını düzenleyerek, enerji düzeyi, strese karşı gösterilen
tepkiler ve genel sağlık üzerinde bireyin kontrolü artırılabilir.

Gevşeme Egzersizleri:

Gevşeme egzersizleri CD ya da kasetler edinerek ya da bir uzmandan yardım alarak öğrenilebilir. Bireyin kaslarında oluşabilecek gerginliği, gerginlik oluşmadan fark edip kendi kendine gevşetebilmesidir. Gevşeme egzersizini uygulayan birey, gergin ortamlar öncesi uygulamayı yaparak ya da gün içerisinde gevşeme molaları vererek bedeni üzerinde kontrolü sağlayabilir.

Zihinde Canlandırma:

Bireyin kendisini rahatlatan bir durumu ya da ortamı hayal etmesi stresin yarattığı olumsuz duygu ve düşüncelerden uzaklaşmasına, stresle başa çıkmada alternatif yollar bulmasına yardımcı olabilir.

Stres sınıflaması

Stres sınıflaması aşağıdaki gibidir:

  • Anlık stres
  • Akut kontrol edilebilen stres
  • Akut kontrol edilemeyen stres
  • Kronik kontrol edilemeyen stres.

İletişim  nedir?

İletişim, bir paylaşmadır. İnsanın duygularını, düşüncelerini, bilgi ve becerilerini  başkalarıyla paylaşabilmesi ve anlatabilmesi iletişim yolu ile olur. İletişim, insanların bir arada yaşamasının ve sosyal bir varlık olmasının gereğidir. Bireylerin birbirleriyle ilişkilerinin gücü, iletişim yeterliği ve iletişim kurmadaki başarısı ile doğrudan ilişkilidir.

Etkili iletişim

 

Etkili bir iletişim için aşağıdaki hususlara dikkat edilmelidir:

  • Kullanılan dil, açık ve sade olmalıdır.
  • Gönderilen ileti, alıcının düzeyine uygun olmalıdır.
  • İletiler, ses tonu ve beden dili ile tutarlı olmalıdır.
  • En uygun iletişim kanalı ve araç seçilmelidir.
  • Uygun zaman ve mekân seçilmelidir.
  • İletişim destekleyici olmalıdır.
  • Kaynağın ve alıcının iletişimde istekli olması gereklidir.

Etkili İletişim Kurmada Uygulanabilecek Yöntemler

Etkili iletişim kurmada uygulanabilecek yöntemler; iletişimin kişisel ve çevresel engellerini aşmak, empatik iletişim kurmak, güdüleyici iletişim kurmak, etkin iletişim kurmak ve ikna iletişim kurmaktır.

İletişimin kişisel ve çevresel engellerini aşmak:

İletişim engellerini kaldırmanın en etkin yolu, öncelikle engelin farkına varmak ve sonra da bu engeli ortadan kaldırmaktır. Bunun için şu yöntemlerin kullanılması gerekir:

  • Kaynak, sözlü mesajları alıcının anlayacağı ve algılayabileceği biçimde kullanmalıdır.
  • Kaynağın gönderdiği mesajlar sadece sözlü olmamalı, aynı zamanda model, hareket, çizim, resim, yazı ve işaretler gibi semboller şeklinde de olmalıdır.
  • Kaynağın gönderdiği mesajlar, alıcının ilgisini çekecek gerçek ve çekici örneklerle desteklenmelidir.
  • Mesaj, alıcıyı etkileyecek türden bir kanalla gönderilmelidir.
  • Kaynak ve alıcının fiziksel çevresi iletişime elverişli bir duruma getirilmelidir.
  • Kaynak ve alıcının fiziksel ve psikolojik rahatsızlıkları giderilmelidir.
  • Mesajın anlaşılıp anlaşılmadığı geri bildirimle kontrol edilmelidir.

Kaynak

Kaynak, mesajı (iletiyi) oluşturan ve bir kanal ile hedef kitleye ulaştıran birimdir.
Etkileyici bir iletişimden söz edebilmek için kaynağın güvenilir olması gerekir.
Kaynak güvenilir olduğunda alıcının mesajı benimsemesi kolaylaşır.

Mesajın etki derecesi üzerinde rol oynayan diğer özellikleri; yaş, cinsiyet, din,
ekonomik düzey, eğitim düzeyi ve toplumsal statüdür. Görünüş, kişinin fiziksel yapısıyla giyiminin bir bütün olarak algılanmasıdır. Düzgün seçilmiş bir giyim, kaynağın kendisine duyduğu güvenin ve alıcıya karşı duyduğu saygının bir göstergesi olarak algılanır. Mesajın etkinliği üzerinde rol oynayan bir diğer öge ise empatidir.

Mesaj

Mesaj, kaynak ile alıcı arasındaki ilişkiyi sağlayan ögedir. Harf, rakam, ses, ses
tonu, yüz anlatımı, her çeşit görsel ve işitsel anlatımlar, dokunma, kaynağın alıcıya gönderdiği duygu, düşünce ve davranışların kodlanmış hâlidir.

Kanal

İletinin göndericiden alıcıya ulaştığı yol veya araçtır. İletişimde gönderici iletisini
alıcıya söz, yazı, rakam gibi belli araçlar yardımıyla aktarır. Konuşmada kanal
sözdür.

İletişimin gerçek anlamda sağlanabilmesi için mesajın uygun kanalla gönderilmesi önemli bir unsurdur. Doğru inşa edilmiş bir kara yolu, bir otomobil için önemlidir ancak bir tren açısından hiçbir anlam ifade etmez. Bu nedenle mesajın türüne göre seçilecek kanalın uygunluğu önemlidir.

Alıcı

Mesajın ulaşması istenen kişi ya da gruptur. İletişim sürecinde verilerin kodlanıp
çözümlenmesi kaynak ile alıcı arasındaki bilgi, düşünce, deneyim, tutum, inanç, gereksinim, istek, ilgi, dil yeteneği, algılayış biçimi gibi etkenlere bağlıdır.

Geri Bildirim

Geri bildirim, iletişim sürecinin son aşamasıdır. Alıcının mesaja verdiği cevap
olarak tanımlanır. Geri bildirim yoluyla verilmek istenilen mesajın anlaşılıp anlaşılmadığı değerlendirilir. Geri bildirimin alınması verilmek istenen mesajın benimsenmesini sağlar.

İletişimin Sınıflandırılması

Kişiler arası iletişim sözlü ve sözsüz iletişim olarak iki şekilde sınıflandırılır.

Sözlü İletişim

Sözlü iletişim, dile dayalı ve dil ötesi olarak iki gruba ayrılmaktadır. Dile dayalı iletişim; duygu, düşünce ve bilgilerin sözcüklerle aktarılmasıdır. Konuşmalar ve mektuplara yazılanlar sözlü anlatım olarak değerlendirilebilir. Dil ötesi iletişim ise sese dayalı ama sözcükleri içermeyen ögelerdir.

Duraksamalar, sesin tonu, konuşurken kullanılan gereksiz sözcükler, akıcılık, konuşma hızı, doğallık, esneme, gülme ve ağlama, soluma, duygu tonu, sesin yüksekliği ve tekrarlar bu kapsamda nitelendirilir.

Sözsüz İletişim

Sözsüz iletişim, sözlü iletişimi destekleyen, kişinin gerçek duygu ve düşüncelerine
ilişkin mesajlar veren mimik ve jestlerden oluşur. Kişiler arası ilişkilerde iletişimin % 65’ine yakın bölümünü sözsüz iletişim oluşturmaktadır. Sözsüz iletişim; göz ilişkisi, yüz ifadesi, vücudun duruşu, kılık kıyafet, mekân kullanımı, dokunma, el kol ve bacakların duruşu ve oturuş biçimi ile gerçekleştirilir. Bazen insanların duygularını anlamak zordur. Kendilerine sorulmaz. Sorulsa bile çoğunlukla söylemek istemezler. Bu kişilerin yüz ifadelerine, beden hareketlerine bakarak o andaki duygu ve düşünceleri anlamaya çalışılır.

Kişiler arası iletişimde dinleyicinin ya da karşı tarafın verdiği tepkiler bazen iletişimi olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Örneğin bir davranışından dolayı suçluluk hisseden ve kendini rahatlatmak amacıyla konuşmak isteyen kişiye arkadaşının, çözüm önerisi getirme ya da teselli etme gibi bir davranış göstermeden “Galiba kendini suçlu hissediyorsun.” demesi olumsuz etkiler ortaya çıkarabilir. Kişilerle iletişim kurarken belli bir sorun durumunda karşıdaki kişinin ihtiyacı ve beklentisi göz ardı edilemez. Bu nedenle kişilerle iletişimin sağlıklı olmasına önem verilmelidir. Çünkü iletişimin sağlıklı olması ilişkileri olumlu olarak etkiler.

İletişim Engelleri

İletişimi etkileyen çeşitli engeller vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

  • Emir vermek, yönlendirmek
  • Uyarmak, gözdağı vermek
  • Ders ve öğüt vermek
  • Çözüm önerisi getirmek
  • Nutuk çekmek
  • Yargılamak, eleştirmek, suçlamak
  • Övmek
  • Alay etmek
  • Soru sormak, sınamak, sorgulamak
  • Oyalamak, konuyu saptırmak

Kişiler arasında iletişim oldukça karmaşık ve zordur. Toplumsal yapıya bakıldığında sağlıklı olmayan iletişim modelleri ile karşı karşıya kalınabilmektedir. Küçük yaşlardan itibaren yaşanan olumsuzluklar güvensizliğe neden olmakta ve kişinin açık iletişime geçmesini engellemektedir.

Genellikle gerek ailede gerekse okulda otoriteye ve ödül-ceza sistemine dayalı
bir yapı mevcuttur. Bu durum bireylerde olumsuz davranışların oluşmasına yol açmaktadır. Kişilerin duygu ve düşüncelerini ne şekilde ifade ettikleri, hangi sözcükleri seçtikleri ya da nasıl söyledikleri iletişimde önemli bir etkiye sahiptir. Kişinin açık iletişime uygun olarak verdiği sorunu tanımlamaya yönelik ileti “ben dili” olarak ifade edilirken savunucu iletişime uygun olarak verdiği yargılayıcı ileti “sen dili” olarak adlandırılır. Sağlıklı bir iletişim açısından beklenen, kişilerin sorunlarını ve gereksinimlerini ben dili ile ifade etmeleridir.

Ben dili: Kendi aranızda konuşunca arkadaşlarınızı duyamıyorum ve üzülüyorum.

Sen dili: Kaç kere söyleyeceğim kendi aranızda konuşmayın diye, terbiyesizler!

Ben dili: Sıraları düzenli bırakmadığınızda ben düzeltmek zorunda kalıyorum
ve teneffüs yapamadığım için gergin oluyorum.

Sen dili: Sizin yüzünüzden teneffüs yapamıyorum, bu sıraları bir daha böyle
bırakırsanız sizi disiplin kuruluna vereceğim.

Her iki örnekteki mesajlar arasındaki fark incelendiğinde “ben” mesajının önemi ortaya çıkar. Öncelikle sen mesajları saldırı mesajı içerdikleri için kişinin savunma durumuna geçmesine neden olmaktadır. Savunma beraberinde karşı saldırıyı da getiren bir süreçtir. Sen mesajları kişiyi olumsuz yargılayan, ben mesajları ise kişinin sorun karşısındaki duygularını dile getiren mesajlardır. Sen mesajlarının etkisi kısa sürer ve sürekli yenilenme gerektirir. Ben mesajları sorunun çözümüne yönelme olasılığını artırır. Sen mesajları daha çok kişiliğe yöneliktir. Ben mesajları ise davranışa yöneliktir. Sen mesajları iş birliğini engeller, ben mesajları ise iş birliğini sağlar. Bu nedenle her zaman ben dili kullanılmalıdır.

Ailenin temel gereksinimlerini 7 alt başlıkta inceleyebiliriz.

1.Değerli olma duygusu: Aile içindeki
etkileşim çocukları “ben değerliyim” ya da “değersizim”
duygusuna götürür. Bu gereksinim
aile içinde yerine getirilmezse çocuk yollarla bu
duyguyu elde etmeye çalışır. Ergenlik çağındaki
erkek çocukların çete kurarak çoğu kez ölümle
sonuçlanan çatışmaları da, kendilerini önemli
görmeyen aile ortamlarına bir tepki olarak yorumlanabilir.
Ben değerliyim” duygusunu aile içinde
elde eden birey kendisini kanıtlamak için aşırı
davranışlarda bulunmaya gerek duymayacaktır.
2. Güven ortamı: Aile içindeki bireyler
kendilerinin aile içinde emniyette olduğunu,
dışarıdaki tehlikeli olayların aile içine girmeyeceği duygusunu sağlamak ister. Bu
duygu da aile içinde kazanılması gereken bir duygudur. Unutulmaması gereken
bir konuda çocuğun ev içinde ne kadar güven altında olduğudur. Özellikle şiddete
maruz kalma açısından TV, yaşına uygun olmayan internet ortamının yaratabileceği
tehlikeler düşünülerek ev ortamı yapılandırılmalıdır.

TV karşısında yemek yenilmesi, ev ortamının televizyona göre dekore edilmesi,
aşırı şiddete yönelik haber programları, çocuk ve gençleri özendirecek magazin
programları çocuklar için evin güvenliğini bozacak etkenler olabilmektedir. Kendisini
güven içinde bulmayan çocuk ailenin dışında bir yere yönelerek aile ile olan
bağlarını koparabilir.
3. Yakınlık ve dayanışma duygusu: Aile içinde temel güven ve dayanışma varsa
aile dışında bireyin karşılaştığı stres oluşturan olumsuz olaylar çok da yıkıcı olmaz.
Güven duygusunun yaşandığı aile dış dünyanın yaratmış olduğu sıkıntı ve kaygılarından
kendisini koruyabilir. Bu tür aile içinde olan bireyler kendilerine olduğu gibi
çevresine de güvenirler. Eğer aile içinde güven ve dayanışma sağlanmamışsa bu insanlar
yoğun stres ve gerginlik yaşarlar. Bu kişiler kendilerine dahi güvenemezler.
Dolayısıyla çevresinde yakın ilişkiler kuramazlar.

4. Sorumluluk duygusu: Sorumluluk duygusu aile sistemi içindeki gelişmeye
başlar. Anne ve babalar davranış ve sözleri ile sorumluluk duygusunu ifade ederler.
Aile içinde sadece anne baba değil herkes sorumluluk duygusunu paylaşır. Elbette ki
çocuklara yaşları oranında sorumluluk verilmelidir. Tüm sorumluluğu kendi üzerine
alan, çocuğunu sorumluluktan kurtaran anne ve babalar kendi yaşamını biçimlendirmekte
zorlanan sürekli başkalarının yönetiminde olmaya yönelik bireyler yetiştirirler.
Bu tür tutumlar sonucunda yetişmiş bireyler yaşamlarında yer alan olaylardan
da sürekli başkalarını sorumlu tutarlar.
5. Zorluklarla mücadele ederek onların üstesinden gelmeyi öğrenme: Çocuğa
her şey hazır verilmemelidir. Sorumluluk duygusunun gelişimi ile ilgili anlatılanlar
zorluklarla mücadele etme ile ilgilidir. Çocuğun içinde bulunduğu gelişimsel dönem
göz önünde bulundurularak çocuk kendi sorunları ile baş başa bırakılabilmelidir.
Bu yaklaşım çocukların sorunlarla mücadele ederek, uğraşmasına olanak vermek,
kendisine güvenli, sorun çözme becerileri gelişmiş bireyler olarak yetişmeleri için
gereklidir. Karşılaştığı her zorluğa aşırı yardım eden ana babaların çocukları sürekli
başkalarına muhtaç, kendilerine güvensiz olur. Böyle kişiler yetenek becerilerini keşfedemezler.
6. Mutluluk ve kendisini gerçekleştirme ortamı: Aile ortamı bir mutluluk ortamıdır.
Şimdiye kadar anlatılan gereksinimlerin karşılanması mutlu olmayı getirir.
Evde değerli olduğu duygusunu tadan birey mutlu olur ve yaptığı şeylerden doyum
alır, kendini gerçekleştirme olanağı bulur. Aksi durumda kendisini çocuğuna ya da
eşine adayan anne kendi gelişimini askıya aldığında ya da bıraktığında yoksunluk
yaşayarak ya da kendisini, gençliğini feda ettiğini düşünerek mutsuzlaşacaktır. Evdeki
bireylerden birinin bu konudaki mutsuzluğu diğer bireyleri de etkileyecek ve
aile mutluluğunu engelleyecektir. Oysa kendini adayan bireyin kendini adama amacı
büyük olasılıkla ailesini daha mutlu etmekti.
7. Sağlıklı manevi yaşamın temellerini oluşturma ortamı: Katı din kuralları altında yetiştirilmiş çocuk sürekli yargılanacağı, cezalandırılacağı korkusunu yaşar. Kendi yaşantı ve deneyimlerini zenginleştirecek iç ve dış dünyasını araştırıp keşfedeceği yerine körü körüne itaati, kendi düşünce ve duygularından utanmayı öğrenir. Sağlıklı manevi yaşam ailenin çocuğuna verebileceği en önemli süreçtir. Sağlıklı bir manevi temeli olan insanlar kendisi ile barışık, insan ilişkileri olumlu ve kuvvetli saygılı bireyler olarak yetişirler.

Aile İçinde ve Sosyal Ortamlarda Etkili İletişim Kurma

Okul, sosyal çevre ve ev ortamlarında, çocuklar çeşitli sosyal becerileri (selamlaşma, paylaşma, grup içinde sorumluluk alma, problem çözme, yardımlaşma, duygulan anlama, duyguları ifade etme vb.) geliştirirler. Ayrıca, kendilerine ve çevreye karşı temel güven duygularını da kazanmaya başlarlar.

Çocukların gelişiminde en küçük sosyal grup olan ailenin rolü çok önemlidir. Aile, toplumun en küçük sosyal grubu olmakla birlikte, çocukların gelişiminde ve sosyalleşme sürecinde ilk belirleyici kurumdur. Ev ortamında, anne babanın ve diğer aile bireylerinin birbirleriyle ve çevreleri ile iletişimi, çocuklarına yaklaşım biçimleri, onların birçok tutum ve davranışları kazanmasında belirgin bir işleve sahiptir. Çocukların farklı ortamlardaki tepkileri, aile içindeki iletişimin, anne babalarının onlara karşı davranışlarının yansımasıdır.

Anne baba tutumları, çocuğun sağlıklı kişiler arası ilişkiler geliştirmesinde çok önemlidir. Çocuklarına ve birbirine değer veren, onları dinleyen anne babaların çocukları da çevreleriyle ilişkilerinde daha duyarlı olurlar. Ailelerin çocukları ile ilişkilerinde sergiledikleri tutumlar genellikle üç grupta toplanabilir:

Aşırı kuralcı, kontrollü ve ilişkilerin sıcak olmadığı ailelerde, çocuklar kuralların ve ailelerinin davranışlarının temelindeki nedenleri anlamakta güçlük çekerler. Böyle ortamlarda, çocuklar kendilerini ifade etme ve konuşmak için pek fırsat bulamamaktadırlar. Kuralların kesin, durumlara göre farklılaştırılmadan ve nedenleri açıklanmadan uygulanması da, aile içinde iletişimi olumsuz etkilemektedir. Çocuklar böyle bir ortamda yetişkinlerinde, sosyal ilişkilerinde daha az duyarlı olmakta ve kendilerine güvenleri tam olmamaktadır.

İkinci tip aile tutumlarında, aile içinde kurallar belirli ve tutarlıdır; karşılıklı saygı, sevgi ve sıcak bir iletişim söz konusudur. Demokratik bir ev ortamında, çocuklar kuralları ve nedenleri kavramakta zorluk çekmezler. Böyle ortamlarda çocuklar davranışlarının sorumluluğunu alırlar ve böylece kendi kararlarını verebilen, sosyal ilişkilerinde duyarlı ve kendilerine güvenli bireyler olarak gelişebilirler.

Üçüncü tip aile tutumlarında ise, aile içinde belirgin kuralların olmadığı, kuralların tutarlı ve kararlı bir biçimde açıklanmadığı ve uygulanmadığı görülmektedir. Böyle ailelerin çocukları çoğunlukla, kuralların ve davranışların amaç ve önemini anlamakta zorlanır. Bu tip ortamda yetişen çocukların, okul ortamı gibi, kuralların bir arada öğrenilmesini gerektiren ortamlara

Aile içi şiddet

Aile içerisinde şiddet davranışları beş grupta değerlendirilmektedir:

1.Fiziksel şiddet:

Dövme, tokatlama, tekmeleme, yakma gibi eylemlerin yer aldığı şiddet türüdür.

2.Cinsel şiddet:

Seksüel motivasyona bağlı şiddet türüdür.

3.Duygusal istismar:

Sevgi göstermeme, aşağılama, devamlı eleştirme, kıskançlık, reddetme gibi eylemlerin yer aldığı şiddet türüdür.

4.İhmal:

Daha çok çocuklar ve yaşlıların maruz kaldığı istismar türüdür. Kişinin sosyal ve maddî ihtiyaçlarını gidermeme, bunları sağlamada ihmal göstermektir.

5.Ekonomik istismar:

Özellikle yaşlıların maruz kaldığı istismar türüdür. Kişinin parasını yönetmek, şahsa ait paraya veya kazanç sağlanmasına izin vermemektir.

FavoriteLoadingÇözdüklerime Ekle
Sosyal Medyada Paylaş Facebook Twitter Google+

Admin'in Notu: Arkadaşlar. çözdüğünüz testlerle ilgili yorum yazarak bize çalışmamızda yol gösterin. Hangi dersten test eklenmesini istediğinizi, hangi testleri çözdüğünüzü kendi adınız veya nickname'inizle yorum yazarak belirtirseniz sevinirim.

Ücretsiz Online TYT Deneme Sınavı:


Etiketler: ,
Eklenme Tarihi: 1 Ocak 2018

Facebook Yorumları

Konu hakkında yorumunuzu yazın