Makyavelizm nedir?

yorumsuz
192

Siyasette amaca varmak için bütün yolların kullanılması gerektiğini söyleyen ve her yolu meşru gören fikir akımıdır. Ünlü İtalyan siyasetçi Tarihçi ve yazar Niccolo Macchiavelli (1469-1527)’nin geliştirmiş olduğu siyaseti ahlaktan ve dinden ayıran ve her türlü din kuralı ile ahlak kuralını hiçe sayan teorisi ile dürüstlük ve ahlaktan yoksun siyaset düşüncesine Makyavelizm denir. Peki gerçekten Macchiavelli siyasileri ilkesizliğe, insanları ahlaksızlığa mı çağırıyordu? Evet demeden önce aşağıdaki açıklamaları okuyun ve videoyu izleyin…

Siyaset biliminin gerçek anlamdaki ilk teorisyenlerinden biri olan Makyavel 1513te yazdığı principe (hükümdar) adlı eserinde açıkladığı TEMEL SİYASET teorisinin özünü siyasetin ahlaktan bağımsız bir alan olması oluşturmaktadır. Siyasetin ahlaktan bağımsız olması normsuz ve ve kanunsuz bir siyaset anlamına değil siyasetin ahlaktan ayrı kendisine özgü farklı ve özerk bir alana sahip olması anlamına gelmektedir. İktidar ile erdemi birbirinden ayıran Makyavel prensin iktidarı kullanmada gösterdiği kurnazlık sayesinde toplumu yönettiğini söylemiştir. Devlet adamlığı ve diplomatlık görevlerinde bulunan Makyavel düşüncelerini genelde gözlemlerine dayandırmış siyaset alanında çıkarlarının belirleyici olması gerektiğini savunmuştur. Bu amaçla prensin her türlü ahlak kurallarından bağımsız olarak sert siyasal yasaları kabul etmesini gerekli görmüştür.
Bu manada günümüzde hedefe varmak için her yolu mubah gören ve hiçbir kural tanımayan her türlü yolu mubah gören politikalar için Makyavelizm tabiri kullanılır. Ahlaktan değerden ve toplumun varlık anlayaşınıdan bağımsız bir siyaset alanının olabileceği tartışma götürür bir önerme olarak değerlendirilebilir. HERHANGİ BİR Toplum yapısında ortaya çıkan siyasetin o toplumun ahlak değer ve varlık dünyasına olamayacağı ve entegre olduğu kesimlerden bağımsız kalamayacağı düşüncesi reci gerçeğe uygun düşmektedir.bu itibarla makyavelin erdem ve değer dünyasından ayırmış olduğu siyaset yorumu reel gerçeği olduğu gibi yansıtmamaktadır.
19.Ncü yüzyıldan beri gelişme gösteren pozitivist, materyalist, pragmatist ve emperyalist teori ve politikalar makyavelist anlayışı güçlendirmişlerse de 20.nci yüzyılın sonlarına doğru batı medeniyetinin içine düştüğü ‘Değer Krizi’ makyavelizme karşı gelenekçi ve entegrist akımların öne çıkmasında etkili olmuştur…

Niccolo Macchiavelli (1469-1527) Kimdir?

Bir hukukçunun oglu olan Nicolo Machiavelli,3 mayıs 1469’da Floransa’da dünyaya geldi. Gençligi bilinmemektedir. 29 yaşında floransa cumhuriyeti şansölyelik ikinci sekreteri olmuş ve bu ünvanla, ondört yıl boyunca Fransa ve Almanyada İtalyan devletleri adına diplomatik görevler yürütmüştür.

1512’de yönetimi ele geçiren mediciler’e komplo kurmakla suçlanarak hapse mahkum edildi ve işkence gördü.10.Leon’un başa geçmesiyle özgürlügünü kazanmışsa da artık gözden düşmüştür. Floransanın yakınlarında san casciano’daki mütavazi evinde,güç şartlarda sekiz sene geçirir; yoksulluk içinde beş çocugunu burada büyütür ve eserlerinin çogunuda yine burada yazar. Nihayet tekrar itibar görerek diplomatik memuriyetlere verilir ve floransa’nın tarih yazarı olarak atanır. Fakat,medicilerin devrilmesiyle birlikte talihide döner. Galip gelen taraf olan cumhuriyetçilerin kendisini şüpheyle karşılamaları üzerine görevinden alınır ve böylece kendisi için unutuluşun ve neredeyse sefaletin içine düştügü kısacık dönem başlar.22 haziran 1527’de ölür.

Nicolo di Bernardo Machiavelli Üzerine

Makyavelizm, hiç kuşkusuz bir soyutlama ve bütün soyutlamalarda olduğu gibi ayrıntıyı atlama eğilimi taşıyor. “Makyavelizm” soyutlamasına ilhamını veren Machiavelli ise bir insan. Elbette, istenirse somut Machiavelli de soyut bir insan haline gelebilir ve konuşulabilir. Mümkündür ama doğrusu somut Machiavelli’de ısrar etmektir. Lucien Febvre’nin dediği gibi soyut insanla tarihçi hiç karşılaşmaz.

Somut Machiavelli’nin özelliği ne? İlk göze çarpanı bir Rönesans insanı olması. Machiavelli 1469’da doğmuş, 1527 yılında ölmüş. Yani hem bir Rönesans insanı hem de bu çağın bir öncüsü. Evet, “toplumsal düzenin içinde arayalım, orada buluruz. Zamanın toplumuna bakalım, o zaman anlarız.” Öyleyse Machiavelli’yi anlamak için yaşadığı zamana dönmemiz gerekiyor. Ancak burada bir 16. yüzyıl tablosu çizecek değiliz; bu sorunumuzu bir tarihçiyi yeniden yardıma çağırarak çözeceğiz:

“Neden onaltıncı yüzyıl? Çünkü dünya tersine dönmeye başlamıştır. Birbirine bağlı iki büyük dönüşüm ve başkalaşım bu döneme damgasını vurmuştur: burjuvazinin yükselmesi ve kapitalizmin kendini kanıtlaması. Oluşmakta ve kendi düzenini her şeye dayatmakta olan bu iki bizatihilik, Eski Dünya’yi, yani bir bakıma Doğu’yu yoketmektedir. Nasıl mı? Doğu’dan gelen din olan hıristiyanlık, reformla batılılaşmakta; Doğu’nün sanat ve edebiyat anlayışının devamı olan antik sanat ve edebiyat Rönesans’la aşılmakta; Doğu’dan ilk kopuşu simgeleyen feodalite bile kapitalizmle başka bir aleme doğru değiştirilmekte ve asıl önemlisi, Batı insanı kendini yerellikten kurtararak, dünyaya açılmaktadır, yani bilimi keşfetmekte, bilimi kurmakta, bilimi oluşturmaktadır. Bu yepyeni bir olaydır,çünkü Doğu’da bilim olmamıştır. Rönesans işte bütün bunların bileşkesi olarak, tam bu dönüşüm ve başkalaşım mayalanmasının göbeğine oturmaktadır Doğu’dan kopuş.”

Peki ne diyor bu dünyanın bir bireyi olan Machiavelli: “devlet gücünü dinden değil ulustan, törebilimden değil pratikten almalıdır”. Pek güzel diyor. Ve bundan etkilenmek için illa bir “siyaset felsefecisi” ya da bir “siyaset bilimcisi” olmak gerekmiyor. Saptanması gereken ilk şey şudur; Machiavelli ile birlikte dönemi de teoriler dünyasından olgular dünyasına geçiyor.

Machiavelli bir dünyevileştiricidir: bunları söylerken hem ortaçağı, hem de onun, üzerinde duruyormuş Dolayısıyla düşünürümüzün devlete “insan gözüyle” bakması ve teolojinin yerine akılla deneyi koyması da kaçınılmaz oluyor. Peki ama nedir bu insan gözü? Nasıl oluyor da başkalarının, ilahi bir gücün etkisini gördüğü yerde, dünyevi bir güç görebiliyor.

İşte size Machiavelli dolayısıyla sorulabilecek gerçek bir soru. Burası somut Machiavelli’in bir soyutlama adına, insan adına konuşmaya başladığı yerin ta kendisidir. Makyavel ve çağdaşları bir soyutlama olan tanrıyı gökten yere indirirken, bir başka yönde kendi soyut tanrısını kuruyor. Bu tanrı, bundan böyle felsefeye, sanata, siyasete damgasını vuracak olan soyut insandır. Böylece kurgu tersine döner; bütün insanlar tanrının iradesinin bir tezahürü olarak gerçekleşirken, birdenbire dünün bütün insanlar Machiavelli döneminin insanlarını gerçekleştirmek üzere yaşamış gibi görünür. Adeta, bugünün tarihi dünün tarihinin amacıdır.

Bu karmaşık durumun yalın hali şudur; dünün tanrı adına konuşan egemenlerinin yerini bugün insan adına konuşan yeni egemenler devralmaktadır. Alır da. Başlangıçta devrimci bir mücadeledir bu, Yeni sınıf ve elbette Machiavelli tanrıya ve onda kişileşmiş olan feodal yapılara karşı mücadele etmektedir ve o “devlet ve yönetimi insani bir iştir” derken yeniyi dillendirmektedir.

Peki niye bugün Machiavelli’den geriye korkunç bir pragmatizm kaldı. Niye bugünün egemen düşüncesi Machiavelli’den “amaç için her yol mubahtır” ana fikrini çıkarıyor. Aslında bunun cevabı da oldukça basit. Machiavelli’in devrimci sınıfı, bugünün tutucu sınıfı haline gelmiştir de ondan. Düne somut Machiavelli-denk düşüyordu, bugüne ise Machiavelli soyutlaması, yani makyavelizm.

Dolayısıyla somut Machiavelli devrimci kalmaya devam ediyor ve onu somutluğu içinde algılamak tutucuların işi değil. Bu mirasın gerçek sahibi olan devrimcilere ise soyutlamalara inanmak değil “tarihin kendisinde bulup, göstermek” düşüyor.

Goethe, bilimler tarihini çeşitli ulusların seslerinin sırasıyla çıktığı bir füge benzetir. Bizde bilinen adıyla “Hükümdar”, gerçek adıyla Prens, bu fügdeki İtalyan sesidir. Üstelik oldukça köklü ve önemli bir ses.

Hâlâ ayak seslerin duyulur Machiavelli
San Kayano’nun ıssız yollarında…
Hava fırın gibi, gök alev alev,
Toprak çorak, çabaların boşuna…
Sapan tutmaktan yorgun ellerinle
Alnını yumrukluyordun geceleri…
Ümitsizdin, ne …aşinan vardı, ne arkadaşın.
Sefaletin rezil kızı aylaklık,
Kanını içiyordu kalbinin avuç avuç.
Kimim ben diyordun, bir taş verin de
Bir taş veya kaya… yuvarlayayım.
Bıktım bu mezar sükûnetinden
Ve kollarım çalışmamaktan yorgun.

Alfred de Musset

 

Hükümdar’dan Seçmeler – 1

1-İnsanlar üzerinde hakimiyet kuran devlet ve iktidarların hepsi, geçmişte olduğu gibi günümüzde de, ya cumhuriyet ya da krallık olarak ortaya çıkmışlardır.

2-Başka bir devleti ele geçirme, bizzat ele geçirenin ya da başkalarının ordusuyla veya şansın yardımıyla veya yetenek yoluyla gerçekleşir.

3-Veraset yoluyla hükümdar olan bir kral, aslında halkının hoşuna gitmeyecek durum ve zorunluluklarla daha az karşılaşacaktır ve bu nedenden ötürü de daha fazla sevilecektir.

4- bir iktidarın eskiye dayanması ve uzun süre iş başında kalması durumunda, önceki yeniliklerin hatırası da bunların nedenleri de silinir gider.

5-İnsanlar, yazgılarının da değişeceği beklentisi içinde hükümdarlarını değiştirmeyi severler.

6-zira orduları ne kadar güçlü olursa olsun bir kralın bir ülkeye girebilmesi için o ülke halkınca tutulmaya ihtiyacı vardır.

7-insanlar kendilerine verilen küçük çaplı zararlardan intikam almaya kalkarlar, ama verilen zarar çok ağır olduğunda buna kalkışamazlar; bundan da şu sonuç çıkar: Bir insana zarar verilmesi söz konusu olduğunda, bunu söz konusu kişinin intikam almasını imkansız kılacak biçimde gerçekleştirmek gerekir.

8-zaman her şeyi silip süpürür ve iyiliği getirebileceği gibi kötülüğü de getirebilir.

9-Sahiplenme isteği şüphesiz olağandır ve insan doğasına özgüdür. Bu arzusunu tatmin etmeye kalkışan herhangi biri, bunu başarabilecek imkanlara sahipse, bunun için ayıplanmaktan ziyade övülür, ama bunu uygulamaya geçiremeden sadece bunun hayalini kurmak hata yapmak anlamına gelir ve ayıplanmalıdır.

10-Bir diğer hükümdarı güçlendiren bir hükümdar kendi kuyusunu kazıyor demektir, çünkü güç ya yetenek ya da kuvvet yoluyla elde edilir: Oysa ki bu unsurlardan her ikisi de bunları kullanan birisini diğerinin gözünde şüpheli kılar.

11-Türk imparatorluğunun fethedilmesinde yatan zorluk, buna kalkışan kişinin bu monarşinin önde gelenlerinden hiçbir surette davet alamayacağı gibi padişahı çevreleyenlerin ayaklanmasından da medet umamayacağı hususunda yatar.

12-kazanan tarafın savaştan önce nasıl halktan umacağı bir şey yoksa zaferden sonra da onlardan korkacak bir şeyi olmaz.

FavoriteLoadingÇözdüklerime Ekle
Sosyal Medyada Paylaş Facebook Twitter Google+

Admin'in Notu: Arkadaşlar. çözdüğünüz testlerle ilgili yorum yazarak bize çalışmamızda yol gösterin. Hangi dersten test eklenmesini istediğinizi, hangi testleri çözdüğünüzü kendi adınız veya nickname'inizle yorum yazarak belirtirseniz sevinirim.


Etiketler: , ,
Eklenme Tarihi: 18 Kasım 2017

Facebook Yorumları

Konu hakkında yorumunuzu yazın