AÖL Türk Edebiyatı 4: Divan Edebiyatı

yorumsuz
382

AÖL Türk Edebiyatı 4: Divan Edebiyatı

15. YÜZYILDAN 19. YÜZYIL ORTALARINA KADAR OSMANLI EDEBİYATI (DİVAN EDEBİYATI)

Türklerin 13-19. yüzyıllar arasında Anadolu’da yarattıkları, İslam kültürünün ortak özelliklerini yansıtan, geniş ölçüde Arap ve Fars edebiyatının etkisini taşıyan yazılı edebiyata divan edebiyatı diyoruz. Divan edebiyatı 19. yüzyıl ortalarına kaside, gazel gibi manzumelerin toplandığı divanları, mesnevi şekliyle yazılmış manzum eserleri beş mesnevinin bir araya getirildiği hamseleri, tarih, tezkire, münşeat olarak belirli konularda yazılmış düz yazıları içine alır.

Türk divan edebiyatı, din dışı ve dinî – tasavvufi olmak üzere iki ana kolda gelişmiştir. Divan şiirinde aşk büyük bir yer tutar. Aşk hem tasavvufi hem de dünyasaldır. Dil konusunda Arapça ve Farsçanın etkisinde kalmıştır. Şairler teşbih, istiare, hüsnü talil, tecahülüarif, telmih, mecaz vb. söz ve anlatım sanatlarını kullanarak özgün bir şiir dili oluşturmaya çalışmışlardır. Divan şiirinin ölçüsü aruzdur. Şairler seçtikleri kalıba mutlak olarak uymak zorundadır. Divan şiirinin nazım biçimleri beyit ve bent olmak üzere iki ana kola ayrılır. Divan edebiyatında kullanılan uyak- lar tam ve zengin uyaklardır. Nazım şekilleri ise beyitlerle kurulanlar gazel, kaside, mesnevi; bentlerle kurulanlar terkibibent, terciibent, şarkı, rubai ve tuyuğdur.

Kadı Burhanettin, tasavvuf şiirleriyle divan edebiyatının kurucuları arasında yer alır. Fuzulî, lirik aşk şiirlerinin en güzel örneklerini vermiştir. Bakî söz ve anlam oyunlarıyla süslediği şiirinin büyük ustalarından biri olmuştur. 17. yüzyılda Nef’î yazdığı kaside ve hicivleriyle öne çıkmıştır. 18. yüzyılın ünlü şairi Nedim, şiirle- rinde döneminin yaşantısını büyük bir başarıyla yansıtmıştır.

Düz yazı, divan edebiyatında üç tür hâlinde gelişmiştir. Yalın düz yazıda halkın konuştuğu dil kullanılmıştır. Süslü düz yazıda hüner ve marifet göstermek amaçlanmıştır. Orta düz yazı ise divan edebiyatının hemen hemen klasik yazarlarının yazdığı bir türdür.

A.   COŞKU VE HEYECANI DİLE GETİREN METİNLER

1.    Divan Şiiri

  1. Gazel

Edebiyatımıza İran edebiyatından geçmiştir. Başlangıçta konusu aşk, güzellik ve kadın olan lirik bir biçimken sonradan öğretici, dinsel ve tasavvufi konularda da gazel yazılmıştır. Gazelde nazım birimi beyittir. Uyak düzeni şöyledir:

———-a

———-a

———-b

———-a

———-c

———-a

———-d

———-a

Matla beyiti

Makta beyiti

Gazelin birinci beyitine “matla”, son beyitine “makta” beyiti denir. En güzel beytine de beytü’l gazeldendir. Makta beytinde şairin adı ya da takma adı (mah- las) geçer. Gazelde bir tek konu işleniyorsa yekahenk, bütün beyitleri aynı gü- zellikte, aynı değerde aynı güçte ise yekâvaz “gazel” denir.

Biçim bakımından iki çeşit gazel vardır:

  • Düz gazel: Dizelerin ortasında iç kafiye bulunmayan
  • Musammat gazel: Beyitlerde dize ortalarında da beytin birinci dizesinin son sözcüğüne uygun olarak uyak kullanılırsa bu tür gazellere de “musammat gazel”

Ayrıca meşrutiyetten sonra Yahya Kemal, yeni bir anlayışla gazel biçiminin kla- sik örneklerini verir. Hoca Dehhani’nin lirik gazelleri klasik gazelin başarılı örneklerindendir. 15. yüzyılda Şeyhî, Ahmet Paşa, Necati gibi divan şairleri gazel biçiminde en güzel örneklerini verir.

b.   Kaside

Türk şiirinde gazelden sonra en çok kullanılan nazım şeklidir. Bir kişiyi ya da yeri öven şiirlerdir. Beyit sayısı 33-99 arasında değişir. Uyak düzeni gazel gibidir. İlk beyitine matla, son beyitine makta, şairin adının geçtiği beyite taç beyit, en güzel beyitine de beytü’l-kasid denir.

Kaside altı bölümden beydana gelir:

  1. Nesîb ve teşbîb: Doğa güzelliklerinin dile getirildiği bölümdür. Kasideler nesîb kısımlarının konularına göre adlandırılırlar.
  2. Girizgâh: Asıl konuya girişi sağlamak için yazılan giriş
  3. Medhiye: Bu bölümde kasidenin sunulduğu kişi övülür.
  4. Tegazül: Şair kaside içinde medhiye bölümünden sonra uygun bir yerde aynı vezin ve kafiye ile gazel söyler.
  5. Fahriye: Şairin kendisini övdüğü bölümdür.
  6. Dua: Kasidenin bu son bölümünde şair, övdüğü kişinin bahtının açık, ömrü- nün uzun olması için dua

Kasideler konularına göre adlandırılırlar. Tanrının birliğini anlatırsa tevhit, bağışlanmasını dilerse münacaat, Hz. Peygamberi anlatırsa naat, bir kimseyi övüp faziletlerini söylerse methiye, kötü taraflarını belirtip yererse hicviye, bir kimsenin ölümünden duyduğu üzüntüyü belirtirse mersiye adını alır. Kasideler bazen de redif olan sözcüğe göre adlandırılırlar. Su Kasidesi, Gül Kasidesi gibi.

c.    Rubai

Rubai, dört mısralık divan edebiyatı nazım şeklidir. Dört dörtlük anlamına gelir. Birinci, ikinci ve dördüncü mısralar kendi aralarında uyaklı, üçüncü mısra ise serbesttir. Rubainin en belirgin özelliklerinden biri de her mısranın değişik rubai vezinleriyle yazılabilmesidir. Rubailerde şairler genellikle dünya görüşlerini dinî ve tasavvufi düşüncelerini aşk anlayışlarını kısa ve özlü bir şekilde işlerler. Rubai türünün en verimli şairidir. Çağdaş Türk şiirinde rubai biçiminin kullanıldığı görülür.

d.   Şarkı

Klasik edebiyatımızda nazım birimi beyittir. Ancak üç, dört, beş, altı, yedi… mısralı bendlerden oluşan nazım şekilleri de kullanılmıştır. Bunların genel adı musammattır. Edebiyatımızda musammatların en çok murabba, muhammes, terkibibent ve terciibent şekilleri kullanılmıştır. Musammatın en yaygın olanı dört mısralı bentlerden oluşan murabbadır. Murabbanın geliştirilmesiyle şarkı ortaya çıkmıştır. Bestelenmek üzere yazılan ve dört mısralık bentlerden oluşan nazım biçimine şarkı denir. Şarkı biçimi Türk şairlerince geliştirilmiştir. Bestelenmesi düşünüldüğü için müzik usullerine uygun aruz kalıplarıyla yazılır. Şarkı nazım türü 18. yüzyılda Lale devri’nde eğlence dünyasının doğurduğu ortamda çok gelişmiştir. Nedim, Enderunlu Fazıl ve Enderunlu Vasıf tanınmış şarkı yasalarındandır. Cumhuriyet döneminde klasik örneklere bağlı kalarak Yahya Kemal Beyatlı da şarıklar kaleme almıştır.

 

e.    Murabba

Murabba, teması “sitem” olan dörder mısralık bentlerden oluşan divan edebi- yatı nazım şekillerindendir. Murabba aruzun her kalıbıyla yazılabilir. Halk edebiyatımızdaki koşmaya benzer. Bent sayısı 3-7 arasında değişir. Birinci bendin dördüncü dizesi her bendin sonunda tekrarlanıyorsa buna murabba-ı mütekerrir denir. Bu tür şiirlerin uyak düzeni şöyledir:

1   ———–a              2     ———b               3   ———c

———–a                        ———b                        ———c

———–a                        ———b                        ———c

———–a                        ———a                        ———a

Murabbanın konusu genellikle aşk, sevgi, övgü, yergi, sitem ve özlemdir.

 

f.    Terkibibent

Terkibibent, bentlerden kurulan nazım şeklidir. Her bentte iki bölüm vardır. Terkiphane bölümü en az beş beyitten oluşur. Her terkiphanenin sonunda bentleri birbirine bağlayan ve tek beyitten oluşan ikinci bölüme vasıta adı verilir. Buna “vasıta beyti” denir. Bu beyit bölümleri anlamca birbirine bağlar. Vasıta beyti her bendin sonunda yineleniyorsa buna terciibent adı verilir.

2.    Halk Şiiri

Halk içinden çıkmış adı bilinen veya bilinmeyen şairlerin hece ölçüsü ile meydana getirdikleri manzum eserlere “halk şiiri” denir. Halk şiirine ham adları bilinen âşık veya saz şairleri, hem de ilk söyleneni bilinmeyen, zamanla değişikliğe uğramış anonim şiirler girer. Kopuz eşliğinde söylenen halk şiirleri toplumun önemli bir üyesi sayılırlardı. Şairler Türk kavimleri arasında “Kamil”, “Baksı”, “Oyun”, “Şaman” ve “Ozan” gibi çeşitli adlar almışlardır.

Halk şiirinin nazım birimi dörtlük, vezni ise hece veznidir. Çok az olmakla bera- ber aruz vezninin kullanıldığı da görülür. Tek düzeliği önlemek, şiirde belli bir ses uyumu oluşturmak amacıyla kalıplar, dizeler belli parçalara ayrılır. Dizelerin bu ayrılma yerlerine “durak” adı verilir. Şairlerimiz hece ölçüsünü daha çok 7’li, 8’li, 11’li kalıplarını 6 + 5 = 11 tercih etmişlerdir.

Halk şiirinde genellikle yarım uyak kullanılır. Uyak çeşitleri yarım, tam, zengin, tunç ve cinaslıdır. Halk şiirinde yaygın olarak ele alınan konuların bazıları şunlardır:

  1. Doğa ve insan güzellikleri / güzellemeler
  2. İnsan ve başka varlıkları eleştirme / taşlamalar
  3. Kahramanlıklar, savaşlar / koçaklamalar
  4. Ölen kişi veya kişiler / ağıtlar
  5. Nasihat / öğüt

 

a.       Anonim Halk Şiiri

Söyleyeni belli olmayan, kuşaktan kuşağa sözlü olarak yayılan, ilk söyleyeni unutulduğu için halkın ortak malı olan edebî ürünler anonim halk edebiyatını oluştururlar. Anonim halk şiirleri halkımızın ortak acılarını, sevinçlerini, özlemlerini, sosyal gelişmelerini yüzyıllar ötesinden çağımıza taşıyan kültür varlıklarımızdır. Anonim halk şiirinin dili yalındır, nazım birimi dörtlüktür, ölçüsü hece ölçüsüdür. Sözlü olarak yaşayan bir edebiyattır. Daha çok yarım uyak kullanılmıştır. Aşk, ölüm, hasret, yiğitlik, gurbet gibi her zaman insanların ilgisini çekecek konular işlemiştir.

■               Mâni

Halkımızın ortak duygularını dile getiren kısa ve özlü ürünlerdir. Mânilerin temel konusu aşktır. Mâniler, genellikle yedi heceli dört dizeden oluşmuş şiirlerdir. Uyak düzeni “aaba” şeklindedir. Mânide anlatılmak istenen duygu ve düşünce son iki dizede söylenir. Dört dizesinde de hece sayısı eşit olan manilere “düz mâni” denir. İlk dizesi yedi heceden daha az olan mânilere “kesik mâni” denir. Kesik mânilerde genellikle cinas vardır. Mâniler de diğer halk şiiri türleri gibi özel bir ezgiyle söylenirler.

■               Türkü

Türkülere özgü bir nazım şeklidir. Türkünün en önemli özelliği ezgisidir. Türkülerde aşk, ölüm, hasret, gurbet, ayrılık gibi bireysel veya kıtlık, deprem, savaş gibi toplumsal olaylar konu edilir. Türküler, çoğunlukla üçer ya da dörder dizeli bentler ve her bendin sonunda tekrarlanan “bağlama” ya da “kavuştak” denilen nakarat dizelerinden oluşur. Ölçüleri 7’li, 8’li veya 11’li hece ölçüsüdür. Türküler, ezgilerine, konularına ve bentlerdeki dize sayılarına göre gruplandırılabilir. Türküler kimi araştırmacılarca söylendikleri bölgelere göre de sınıflandırılmıştır.

b.      Âşık Tarzı Halk Şiiri

Âşık adı verilen şairler tarafından saz eşliğinde sözlü olarak aktarılan eserle- rin oluşturduğu halk şiiri türüne “âşık tarzı halk şiiri” denir. Tanınmış şairleri arasında Köroğlu, Karacaoğlan, Âşık Ömer, Gevherî, Âşık Veysel’i sayabiliriz.

  1. yüzyıla kadar sözlü kadar sözlü gelenek hâlinde sürüp giden âşık edebiyatı ürünleri bu yüzyıldan başlayarak cönk adı verilen defterlere geçirilmeye başlanmıştır.

Nazım birimi dörtlüktür. Daha çok yarım uyak tercih edilmiştir. Saz şairleri hal- kın konuşma dilini kullanmışlar; halk söyleyişlerine, deyimlere, mecazlara yer vermişlerdir. Aşk, ayrılık, güzellik, ölüm, tabiat, kahramanlık, toplumsal olaylar işlenmiştir. En çok kullanılan nazım şekilleri koşma ve semaidir. İşlediği konuya göre koşma türleri; güzelleme, koçaklama ve ağıt adını alır.

■               Koşma

Koşma, dört dizeli dörtlüklerden oluşur. koşmanın uyak örgüsü

  1. xa xa, bbba, ..
  2. abab, cccb, ..
  3. aaab, cccb, ..

şekillerinde olabilir. Koşmalarda yarım uyağın kullanımı daha yoğundur. Koşma hecenin 6+5, 4+4+3 ve 4+3, 4+4 kalıplarıyla söylenir. Koşmalarda aşk, gurbet, ayrılık, güzellik, savaş, vuruşma, kahramanlık, yurt sevgisi, tabiat güzellikleri iş- lenir.

■               Semai

Halk edebiyatı nazım şekillerinden semainin hece ve aruzla yazılan iki çeşidi vardır. Heceyle yazılan semai, şekil açısından koşmaya benzer. Uyak şeması xaxa / abcb, /dddb, /eeeb, … şeklindedir. Semailerde tabiat güzellikleri sevgi, aşk, ayrılık vb. konular işlenir. Özel bir ezgiyle söylenirler. Koşmaya göre daha hafif, daha uçarı bir havası vardır.

c.       Dinî Tasavvufi Halk Şiiri

Tasavvuf, Türklerin İslamiyet’i kabülünden sonra Anadolu’da yerleşen bir dinî düşünce ve yaşama felsefesidir. Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Mevlâna, Kaygu- suz Abdal, Pir Sultan Abdal gibi tasavvuf şairleri yetişmiştir. İşlenen konular Al- lah aşkı, doğruluk, dünyanın gelip geçici olduğu, ahlak, terbiye, toplum, nefse hâkimiyettir. Klasik Türk şiiri ve halk şiiri nazım şekilleri kullanılmıştır. Ölçü ağır- lıklı olarak hece ölçüsüdür. Nazım şekilleri ve türleri ilahi, nefes, nutuk, şathiye vb. dir. Genellikle yarım uyak kullanılmıştır. Nazım birimi dörtlüktür. Anlatım içten ve coşkuludur. Tasavvuf düşünürlerine mutasavvıf adı verilir.

B.   OLAY ÇEVRESİNDE OLUŞAN METİNLER

1.    Anlatmaya Bağlı Edebî Metinler

  1. Sevda Hikâyeleri (Kerem İle Aslı, Tahir İle Zühre, Âşık Garip )
  2. Kahramanlık Hikâyeleri (Köroğlu, Kirmanşah vb.)

Kerem ile Aslı hikâyesi, halkın ortak malıdır. Kimin tarafından düzenlendiği belli değildir. Hikâye, baştan sona kadar nazım ve nesir karışık olarak düzenlenmiş- tir. Hikâye kahramanı Kerem’in başından geçmiş gibi gösterilen olayların çoğu olağanüstü bir özellik taşımaktadır.

2.    Göstermeye Bağlı Edebî Metinler (Temaşa)

Türk halk tiyatrosu dört ana başlık altında toplanır.

  • Gölge oyunu (Karagöz)
  • Orta oyunu
  • Meddah
  • Köy seyirlik oyunu

Bu oyunların hepsi belli bir metni dayanmayan sözlü ürünlerdir. Olay her defasın- da yeni bir anlatım tarzıyla seyirciye aktarılır. Oyunlarda söyleşenler arasındaki karşıtlığın belirlenmesi en önemli noktalardan biridir. Tuluat tiyatrosunda buna anahtar vermek denir. Oyunlar söz, raks, mimikle, şaklabanlık üzerine kurul- muştur. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yaygınlaşan epik tiyatro, absürt tiyatro, kabare türüyle geleneksel Türk tiyatrosu arasındaki benzerlikler dikkat çekicidir.

■               Hacivat Karagöz

Karagöz oyunları yüzyıllarca halkın tiyatro ihtiyacını karşılamıştır. Bir Karagöz oyunu giriş, muhavere, fasıl ve bitiş bölümlerine ayrılır. Karagöz oyunu hayalî denilen bir ikşi tarafından oynatılır ve seslendirilir. Karagöz oyunlarında başlıca şu tipler yer alır; Karagöz işsiz, fakir, zeki bir kişidir, cahildir. Hacivat ise biraz okumuş, bilgiç geçinen, gösteriş meraklısı bir aydındır. Oyun, ikisi arasındaki konuşmalarda yanlış anlaşılmalardan doğan çatışmaya dayanır. İlk kez 19. yüz- yılda yazıya geçirilmeye başlanan Karagöz’ün bütün oyunları Cevdet Kudret’in “Karagöz” adlı kitabında toplanmıştır.

■               Meddah

Meddahlık, bir oyuncunun tek başına hazırlayıp sunduğu bir seyirlik oyunudur. Meddah hikâyeleri en çok yetişkin erkek dinleyicilere seslenen bir anlatı türü idi. Büyük konaklarda uzun kış gecelerinde tertiplenen sohbetlerde, halk içinde, kahvelerde, özellikle ramazan gecelerinde anlatılırdı. Meddahlıkta sahne ve de- kor yoktur. Meddah kahvehanelerde hünerini göstereceği zaman dinleyicilerden daha yüksek bir iskemleye oturur; elinde bir baston omzunda da büyükçe bir mendil tutardı. Seyirci hazır olunca meddah kürsüye çıkar, sonra taklide başlar.

■               Orta Oyunu

Orta oyunu dört bir yanı seyircilerle çevrilmiş üstü açık bir meydanda yazılı met- ne bağlı olmayan bir konunun çatısına uyularak doğaçlama olarak oynanır. Orta oyununda Pişekâr, Kavuklu, Frenk ve Zenne aynı kişilik ve kıyafetlerle çıkarlar. Orta oyunu giriş, muhavere, fasıl ve bitiş bölümlerinden oluşur. Oyunda konuş- ma dilinin bütün incelikleri sunulur. Devrini tamamlamış bir uygarlığın ürünü olan bu sanat tarihsel görevini yaptıktan sonra cumhuriyet devrinde yerini tiyatro ve sinemaya bırakmıştır.

C.   ÖĞRETİCİ METİNLER

1.    Tezkire

Divan edebiyatında çeşitli devirlerde yaşayan şairlerin kısaca hayat ve eserle- rinden söz eden kitaplara “Tezkire” veya “Tezkire-i Şuara” adı verilir. Türk- çe ilk şuara tezkiresini Ali Şir Nevai kaleme almıştır. Osmanlılarda yazılan ilk tezkire Sehî Bey’in Heşt-Behişt adlı eseridir. Ayrıca Mihrî Hatun adlı tezkire de Sehî Bey tarafından yazılmıştır. Edebiyatımızda iz bırakan bazı tezkireler şunlar- dır: Gülşen-i Şuara, Kınalızâde Tezkiresi, Rıza Tezkiresi, Esrar Dede Tezkiresi, Tuhfe-i Na’ili vb.

2.    Tarih

Âsım Tarihi, Mütercim Âsım’ın vakanüvistliği (zamanın olaylarını yazmakla görevlendirilen tarihçi) sırasında yazdığı olayların toplamıdır. İki ciltlik eser II. Selim’in tahttan indirilip II. Mahmut’un tahta çıkışının ilk yıllarına kadarki tarihi olay- ları içine almaktadır. Mütercim Âsım tarihinde olayları anlatırken kendi hayatından da söz edip dönemin yöneticilerini oldukça ağır bir dille eleştirmiştir. Sanatlı bir dille yazdığı Âsım Tarihi, karşılaştırmalı bir tarih anlayışıyla kaleme alınmıştır.

3.    Seyahatname

Seyyah veya gezgin, gezip gördüğü yerlerin insanlarını, yaşayışlarını, tarihle- rini, medeniyetlerini anlatır. Yabancı ülkelere gönderilen elçilerin yazdığı seya- hatnamelerde gidip görülen ülke insanlarının zevklerine, eğlencelerine, giyim kuşamlarına, folkloruna, sosyal ekonomik durumlarına dair pek çok bilgi yer alır. Türk edebiyatında seyahatname türünde en önemli eser, Evliya Çelebi’nin “Seyahatname”sidir. Dünya edebiyatının seyahatnameleriyle tanınmış ünlü isimleri ise Venedikli Marco Polo ve Arap Seyyahı İbn Battuta’dır.

4.    İlmî Metinler

Kâtip Çelebi 17. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğunun çok yönlü yazarlarından ve düşünürlerinden biridir. Kâtip Çelebi’nin kitapları konuları yönünden olduğu ka- dar, düşünceleri, çağının kişilerini değerlendirmesi ve olaylara bakışıyla da ön sırada yer alır. Kâtip Çelebi bilim dünyasına ışık tutan çok önemli eserler bırak- mıştır. Bunlar arasında öncelikle Cihannuma, Fezleke, Keşfu’z-zunün, Tuhfetü’l- kibar fi esfari’l bahar’ı sayabiliriz.

5.    Dinî Metinler

Tasavvufu benimseyenlere nasihatlerde bulunan Kaygusuz Abdal, onlarca Allah’a ulaşmanın yollarını öğretir. Bütün kainat “Mutlak Varlık” olan Allah’ın bir tecellisidir. Allah’a ulaşmak için insan mutlaka kendini tanımalıdır. Dilgüşa adlı eserinde amacı insanlara tasavvufu öğretmek olduğu için Kaygusuz Abdal okuyanların kolayca anlayabileceği sade bir dil kullanmıştır.

Sosyal Medyada Paylaş Facebook Twitter Google+

Admin'in Notu: Arkadaşlar. çözdüğünüz testlerle ilgili yorum yazarak bize çalışmamızda yol gösterin. Hangi dersten test eklenmesini istediğinizi, hangi testleri çözdüğünüzü kendi adınız veya nickname'inizle yorum yazarak belirtirseniz sevinirim.


Etiketler: , , ,
Eklenme Tarihi: 8 Şubat 2015

Facebook Yorumları

Konu hakkında yorumunuzu yazın