18. yy Osmanlı Devleti’nde Değişim ve Islahatlar

yorumsuz
543

18. yy Osmanlı Devleti’nde Değişim ve Islahatlar

Osmanlı Devleti’nde Yönetim

Osmanlı Devleti’nde kuruluştan itibaren devlet yönetiminde birinci derecede rol oynayan Divanıhümayun toplantıları XVII. yüzyıldan itibaren haftada iki güne inmişti. XVIII. yüzyıl sonlarında da tamamen terkedilmiş, bunun yerini Sadrazam Divanı (İkindi Divanı) almıştı. Bundan böyle Divan toplantıları sadrazamın konağında yapılmaya başlandı. Buraya Babıali deniliyordu. Devlet işleri Babıali’de görüşülüyor, alınan kararları sadrazam, saraya gederek padişaha sunuyordu. Babıali ifadesi zamanla Osmanlı hükümeti anlamında kullanılmaya başlandı.

XVIII. yüzyılda dış ilişkilerin önem kazanması, diplomasi faaliyetlerinin öne çıkması, kalemiye sınıfının (bürokrasi, diplomasi ve mali işlerden sorumlu, kısacası defter işlerinden sorumlu kişiler) önemini ve ağırlığını artırdı. Reisülküttap (Osmanlı Devletinde Hariciye Nazırlığı’nın [Dışişleri Bakanlığı] kurulmasından önceki dönemde dışişlerinden sorumlu devlet görevlisiydi.) daha önce nişancıya bağlı olarak çalışırken, diplomasinin önem kazanmasıyla nişancının önüne geçti. Buna bağlı olarak reisülküttaba bağlı kalemler de önem kazandı. Daha sonra da devletin dış işleri ile ilgili bütün faaliyetleri onun görev alanına girdi.

Taşra Teşkilatı

Osmanlı Devleti, tarımsal üretimden vergilerin toplanmasına, iç ve dış güvenliğin sağlanmasına kadar çeşitli hizmetleri tımar sistemi aracılığıyla sağlıyordu. Bu yüzden Osmanlı Devleti’nde tımar sistemi ordu, güvenlik ve ekonomi ile doğrudan bağlantılıydı. XVIII. yüzyılda tımar sisteminin bozulması Osmanlı Devleti’nde birçok alanda aksaklıkların yaşanmasına neden oldu. Tarımla uğraşan insanlar, sistemin bozulmasıyla yeni iş alanları ve geçim kaynakları aramaya başladılar. Şehirlere göç başladı.

Tımar sisteminin bozulması vergi toplama yönteminde de değişikliğe yol açtı.

XVIII. yüzyıla kadar devlet, tımar dışında kalan toprakların gelirlerini açık artırma yoluyla mültezim denen kişilere kiralıyordu. XVIII. yüzyılda tımar sistemi işlevini yitirince vergi kaynakları mukataaya çevrilerek doğrudan devlet hazinesine gelir olarak kaydedildi. Bununla, devlet hazinesinin yeni gelir kaynaklarına kavuşması amaçlanmıştır. Uzun süren savaşların artan masraflarını ve hazinenin para ihtiyacını karşılamak için mukataalar malikâneye dönüştürüldü. Malikâne sistemiyle mukataalar belirli bir süre için değil, sürekli olarak ve hayat boyu ihale edilmeye başlandı.

İstanbul’da oturan malikâne sahipleri, malikânelerini mültezimler yoluyla idare etmeye başladılar. Mültezimler genelde mukataa bölgesindeki eşraf ve âyanlardı. Âyanlar zamanla malikâneleri ele geçirdiler. Daha sonra mütesellimlik, voyvodalık, muhassıllık gibi resmî görevlere yükseldiler. Böylece, taşrada zaten güçlü konumda olan âyanlar, yönetici ve askerlik görevlerini de üzerlerine alarak büsbütün nüfuzlu hâle geldiler.

XVIII. yüzyıl başlarından itibaren sancaklara merkezden gönderilmek yerine, yerli ailelerden idareciler tayin edildi. Âyanlar bölgelerindeki vergilerin toplanması, bilirkişilik, vakıfların idaresi gibi çeşitli konularla uğraşmışlar; devlet işlerinin halka duyurulması, halkın işlerinin devlet nezdinde yapılması konularında resmî görevler üstlenmişlerdir. Merkezî otoritenin zayıflamasına bağlı olarak âyanlar da güçlenmişlerdir.

Malikâne uygulaması XVIII. yüzyıl boyunca devam etti. 1768-1774 Osmanlı- Rus Savaşı’nın ağır giderleri ve Küçük Kaynarca Antlaşması’yla Rusya’ya savaş tazminatı ödenmesi, hazineye büyük yük getirmişti. Hazineye kaynak sağlamak amacıyla 1775 yılında esham adıyla iç borçlanmaya gidildi. Pay ve gelir ortaklığı senetleri anlamına gelen esham uygulaması, kâğıt paraya geçişin ilk aşaması sayılır.

XVIII. YÜZYIL ISLAHATLARININ AMACI VE ÖZELLİKLERİ

XVIII. yüzyılda Osmanlı Devleti, Avrupa’dan bilim, teknik ve askerlik alanlarında geri olduğunu kabul etti. XVII. yüzyıldaki ıslahatlardan farklı olarak Avrupa’nın bu alanlardaki birikiminden yararlanma yoluna gidildi. Avrupa’daki gelişmeleri daha yakından takip etmek amacıyla Avrupa başkentlerine önce geçici, daha sonra sürekli büyükelçilikler açıldı.

Avrupa devletleriyle yapılan savaşlarda alınan yenilgiler, askerî alanda ıslahatlara öncelik verilmesine neden oldu. Osmanlı ordusunun savaşlarda aldığı yenilgilere son vermek amacıyla Avrupa tarzında bir ordu kurulması ihtiyacı hissedildi. I. Mahmut, Osmanlı Devleti’ne sığınarak Müslüman olan ve Ahmet Paşa adını alan Fransız generali Kont dö Bonneval’ı topçu sınıfını modernleştirmekle görevlendirdi. Ahmet Paşa 1735 yılında Üsküdar ‘da Humbaracı Ocağı’nı kurdu. Osmanlı’ da ilk olarak Avrupa yöntemiyle yeni bir askerî mühendislik okulu açılmış oldu. İlk defa bu dönemde Avrupa’dan danışman subaylar getirildi. Osmanlılarda Avrupa tarzı modern eğitimde ikinci teşebbüs, Fransız subayı Baron dö Tot’un III. Mustafa’nın isteğiyle İstanbul’da açtığı Topçu Okuludur. 1774 yılında Avrupa tarzında oluşturulmuş olan Sürat Topçuları Ocağı da III. Mustafa zamanında açıldı. 1768-1774 Osmanlı- Rus Savaşı sırasında Rus donanması, Çeşme’de bulunan Osmanlı donanmasını yakmıştı. Bu durum Osmanlı devlet adamlarını güçlü bir donanmaya sahip olmak için modern bir askerî okul açmaya yöneltti. III. Mustafa zamanında “Mühendishane-i Bahrihümayun” açıldı (1773). Bu okul bugünkü Deniz Harp Okulunun temelini oluşturur.

III. Selim zamanında askerî ıslahatlara daha çok önem verildi. “Mühendishane-i Bahrihümayun” genişletildi. 1793 yılında Osmanlı ordusuna kara subayı yetiştirmek amacıyla “Mühendishane-i Berrihümayun” açıldı. Avrupalı uzmanların da ders verdiği bu okulda topçuluk, istihkâm ve haritacılık öğretimi yapılıyordu. Ancak bu dönemdeki ıslahatlar da XVII. yüzyılda olduğu gibi devlet politikası olmayıp kişilere bağlı kaldı. Yapılan ıslahatlar, bazı çıkar çevreleri, ulema ve yeniçerilerin tepkisiyle karşılaştığından tam anlamıyla başarı sağlanamadı.

XVIII. Yüzyıl Islahatlarının Osmanlı Toplumu ve Kültürüne Etkileri

XVIII. yüzyılda Osmanlılar ve Avrupalılar arasında askerî, siyasi ilişkiler toplumsal alanda da etkili oldu. Bunda karşılıklı olarak büyükelçiliklerin açılması, Avrupa’dan danışmanlar getirilmesi, Avrupa’ya giden görevlilerin ve Osmanlı vatandaşlarının, ilgilerini çeken yenilikleri Osmanlı ülkesine getirmeleri, Avrupa ile ticari ilişkileri bulunan Rum ve Ermeni ailelerin Avrupa kültürünü Osmanlı toplumuna taşımaları etkili oldu. Bu ilişkiler günlük hayatı etkilediği gibi yeni bir hayat tarzını da beraberinde getirdi.

Osmanlı toplumunda hayat tarzının değişmesi Lâle Devri ve Islahatları (Yenilikleri) ile başladı. Bu dönemde İstanbul’un çeşitli semtlerine inşa edilen çok sayıda gösterişli köşk, geniş bahçeler, havuzlar ile süslendi. Bu gösterişli hayat bir süre sonra halk tabakalarına da yansıdı ve lüks merakı arttı. Avrupa tarzında yapılmış mobilyalar kullanılmaya başlandı. Zengin tabaka, konaklarında kullanılmak üzere Avrupa’dan eşya getirtmeye başladı. Avrupa tarzında giyinmek, eğlenceler düzenlemek ve Avrupa’nın hayat tarzını benimsemek moda oldu.

Islahatlar ve Osmanlı Eğitim Sistemi

Lale Devri’nde matbaanın açılması, eğitim ve öğretim hayatını da olumlu etkiledi. Tarih, coğrafya, dil, matematik gibi alanlarda eserler basıldı. Önemli eserlerin matbaada basılması ve ucuz fiyatla satılması okuma-yazma eğilimini artırdı. Bir bilim heyeti oluşturularak Doğu ve Batı dillerinden tercümeler yapıldı. I. Mahmut’tan itibaren Batı tarzında örgütlenen askerî eğitim kurumları açıldı. Bu okullarda yabancı dil de öğretildi. XVIII. yüzyılda açılan teknik okullar için yabancı uzmanlardan başka matematik, fizik, savaş sanatı konularında kitaplar ve ansiklopediler getirildi. Bunların bir kısmı Türkçeye çevrildi.

XVIII. Yüzyılda Islahatlar ve Osmanlı Sanatı

Osmanlılarda Lale Devrinde, klasik Osmanlı mimari anlayışında değişiklikler başlamış, Batı etkisinde mimari örnekleri ortaya çıkmıştır. Avrupa ile kurulan ilişkiler sonunda Türk mimari eserlerinde barok ve rokoko üslupları etkili olmaya başladı. Nuruosmaniye Camisi, Laleli Külliyesi, III. Selim’in yaptırdığı Selimiye Kışlası ve Camisi barok mimari tarzında yapılan mimari eserlerdir.

18. yüzyılda Avrupa mimarisi Türk mimarisini etkilerken Türk müziği de Avrupa’yı etkilemeye başlamıştır. Askerî musikiyi önceleri sadece üflemeli çalgılarla icra eden Avrupa devletleri değişik türde ve çok sayıda vurmalı çalgının askerler üzerindeki etkisini Osmanlı ordusunda gördükten sonra 1741’den itibaren mehter taklidi bandolar kurmaya başladılar. III. Ahmet 1720’de Lehistan’a, 1725’te Rusya’ya mehter takımı göndermiştir.

Türk askerî müziği tarzında opera, senfoni ve konçertolar bestelenmeye başlandı. Handel’in Timurlenk ve Bayezıt operaları ile başlayan Türk operası akımı Gluck ve Hyden’dan sonra moda olmuş Mozart(Türk Konçertosu) ve Beethoven(Betovın) (Atina Harabeleri) ile zirveye çıkmıştır.

Tarih testleri için tıklayın!

Sosyal Medyada Paylaş Facebook Twitter Google+

Admin'in Notu: Arkadaşlar. çözdüğünüz testlerle ilgili yorum yazarak bize çalışmamızda yol gösterin. Hangi dersten test eklenmesini istediğinizi, hangi testleri çözdüğünüzü kendi adınız veya nickname'inizle yorum yazarak belirtirseniz sevinirim.


Etiketler:
Eklenme Tarihi: 16 Şubat 2016

Facebook Yorumları

Konu hakkında yorumunuzu yazın